KÖŞE YAZARLARI

Japon Büyükelçi Akio Miyajima’ya sormalı Atatürk’ün Japonya’ya gönderdiği İstihbaratçı kimdi?

Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima büyükelçilik konutunda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesi dikkatimi çekti.(1) Sıcak ve içten bir konuşma olduğunu söylemeye gerek yok. Azerbaycan’da atasözü gibi ezberlenmiş ve benimsenmiş, “Bir millet iki devlet” sözüne ne kadar benziyor değil mi? Japonya ilgili radarlarıma takılan bir başka haber Shoko Asahara’nın Japonya’da kurduğu ve metro istasyonlarına sarin gazı yayan Aum Şinrikyo (Aleph) örgütü ile ilgiliydi.(2) Japonya’da, 1995’te Tokyo metrosunda 13 kişinin ölümüne ve bin kişinin yaralanmasına neden olan sarin gazı saldırısı düzenleyen Aum Şinrikyo tarikatının lideri Şoko Asahara birkaç gün önce idam edilmişti.(3) Hatırlarsanız Nagazaki ve Hiroşima felaketinin 72. yılında “1945ʹte Japonya’ya atılan atom bombası Türkiye’yi işgalden kurtardı” iddiaları gündeme getirilmişti. Bu iddialar, ‘istihbarat magazini’ denilebilecek türden yazılar kaleme alan istihbarat tarihçisi eski KGB yarbayı Igor Atamanenko’ya aitti.(4) Bu açıdan bakılırsa II. Dünya Savaşı sırasında Japonlar atom bombasını göğüsleyerek Türkiye’yi Rusya’nın işgalinden kurtarmıştı.

Her neyse. Japonya Büyükelçi Akio Miyajima’nın sözleri üzerinden yürüyecek olursak Japonya ve Türkiye’nin iki devlet bir yürek olması temennisinin manevi mimarı Türkiye Cumhuriyetinin banisi Mustafa Kemal Atatürk ile Teşkilatı Mahsusa mensubu, Batı Sibirya Tobolsk-Tara’da 23 Nisan 1857’de doğan, Konya Cihanbeyli Böğrüdelik köyüne yerleşen ama kendisine bizzat Atatürk’ün emri ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın tevcih ettiği mukaddes görevi yerine getirmek için ilerlemiş yaşına rağmen yollara düşen, 17 Ağustos 1944’te Tokyo’da hakkın rahmetine kavuşan, Teşkilatı Mahsusa’nın Ortadoğu masası şefi Mehmet Akif Ersoy’un kadim dostu Abdürreşid İbrahim’dir. Onun teşkilattaki görevi, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanların aldıkları esirler arasında bulunan Tatar, Başkurt Türklerinin Osmanlı ordusuna kazandırılmasıydı. Berlin yakınlarında Zossen esir kampına yerleştirilen Türklerin Osmanlı ordusuna devşirilmesi için Enver Paşa’nın talimatıyla Almanya’ya giderek Esir kamplarında Müslüman Türklere verdiği vaazlarla onları Halifenin safında çarpışmaya ikna etmeye uğraşır. Emeği zayi olmaz, başarılı da olur. Bu esirlerden “Asya Taburu” adıyla bir tabur oluşturulur, 7 Mayıs 1916’da İstanbul’a gönderilen bu tabur Irak Cephesinde İngilizlerle savaşmaya gönderilir. Abdürreşid İbrahim ayrıca, savaş sırasında ve sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat teşkilatı) adına verilen bazı görevleri yerine getirmiştir. Onlar genelde Rusya Türkleri ile ilgili vazifelerdir.

Atatürk’ün Asya/Pasifik’te askeri ve ekonomik bir güç olarak beliren Japonya ile Rusya ve Çin’e karşı geliştirmek istediği işbirliği fırsatı, Japon Prensi Takamatsu’nun 31 Ocak 1931’de Türkiye ziyaretiyle yakalandı. Prens Takamatsu beraberinde getirdiği samuray kılıcını hediye olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sundu. Aynı günün akşamı Marmara Köşkü’nde prensin onuruna verilen ziyafette iki millet arasındaki bağlara değinen Mustafa Kemal Paşa; “Türk ve Japon milletleri, öteden beri birbirine karşı içten, dostça hislerle bağlıdır. Japon milletinin yüksek ve vatanseverce nitelikleri, uygarlık yolundaki dikkate değer uygulamaları ve gelişmeleri, Türkiye’de daima ilgiye ve içtenlikle izlenmiştir” dedi.(5) 31 Ocak 1931’de Japon imparatorunun kardeşi Prens Takamatsu Türkiye’yi ziyaret ederek Atatürk ile görüşmesiyle iki ülke arasında oluşan dostluk havası içinde Japonya’da Türkoloji çalışmaları ilerledi. (6) Bu ziyaret sonrasında Japonya’ya gönderilecek asker ve gizli, servis mensuplarının gönderilmesi hazırlığına girişilir. Görevlendirilecek personelin seçimiyle ilgili bizzat Maresal Fevzi Çakmak ilgileniyordu. O tarihlerde Japonya’nın Türkiye’de binbaşı rütbesinde; Imura isimli bir Ateşemiliteri vardır. Mareşal Çakmak, Türkiye’nin de Japonya’da bir Atesemiliteri olmasını arzu eder, ama Japonca bilen tek bir Türk subayı yoktur orduda. Bunun üzerine Binbaşı Imura’nın da yardımı ile genç bir Türk subayı; daha sonra Demokrat parti zamanında Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselecek, Rüştü Erdelhun’u, Japonca öğrenmek ve Kraliyet ordusunda eğitim görmek üzere Japonya’ya yollarlar. Rüştu Erdelhun Japonyada stajını başarı ile tamamlar ve Yarbay rütbesine terfi ettirilerek Türkiye’nin Tokyo Ateşemiliterliğine atanır. Gene bu tarihlerde, bu defa Fevzi Çakmak Paşa genç bir Türk Denizci subayı olan Şevket Cavit Bey’i, bu defa, Bahriye’ye katkısı olması için staj için Japonya’ya yollar. 1933 Kasım sonunda Şevket Cavit Bey öğretimini başarıyla tamamlamak üzere iken aniden hastalanır ve verem teşhisi ile Amerikan hastanesine kaldırılır. Kısa bir müddet sonrada vefat eder ve cenazesi Türkiye’ye getirilir.(7)

1930’da, konjonktüre göre II. Abdülhamid’in temelini attığı Türk-Japon dostluğunun kuvvetlendirilmesi gereğini duyan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Tokyo’ya, Japon lisanını bilen bir ataşemiliter arayışına yönelir. O yıllarda Türk ordusunda Japonca bilen subay bulunmadığı gibi öğretecek ne bir okul ne de bir öğretmen vardır? Ama ‘Türk yılmaz’ ilkesi gereğince Mareşal Çakmak hemen çözüm üretir ve Japonya’nın Türkiye’deki askerî ataşesi Binbaşı İmura’yı Ankara’ya davet ederek, bu isteğini iletir. Japon askerî ataşe de mareşalin bu uzak görüşlü ve dostane arzusunu kendi ülkesine bildirir. Japon Genelkurmayı da bu arzuyu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve Binbaşı İmura’yı, Türk ordusunun göstereceği adaya, şahsen Japonca öğretmesi için görevlendirir. Araştırma ve değerlendirmeler sonunda Harp Akademileri’nde tabiye öğretmen muavini olan Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun’un da gönüllü olması üzerine 1931 yılından itibaren akademideki görevine devam şartıyla, haftada iki kez Binbaşı İmura’dan Japonca dersleri almak üzere seçilir. Kıta hizmetine çıkıncaya kadar Japonca derslerine aksatmadan devam eden Kurmay Binbaşı Erdelhun’un, kıta hizmetinin dörtte birinin bir Japon kıtasında tamamlamasının da, hem lisanını pekiştirmek, hem de Japon ordusuyla daha yakın ilişki içine girebilmek açısından faydalı olacağı düşünülerek, Japon Genelkurmay Başkanlığı’na teklifte bulunulur. Bu teklif de Japon Genelkurmay Başkanlığı’nca kabul edilir ve Kurmay Binbaşı Rüştü Erdelhun 1932 yılı Temmuz’un da Japon Hassa Topçu Alayı’nın I.Tabur komutanlığına atanarak göreve başlar. Japonya’ya giden TSK’nın ilk kara subayı Kurmay Binbaşı Erdelhun, Japon Komutan Binbaşı Yoşinaka’yla emrinde görevdedir.

Sınavları başarıyla vererek rütbesi yarbaylığa yükseltilince 1932 Aralık ayından itibaren Türk Büyükelçiliğinde askerî ataşedir. Japon hükümetinin Ankara’ya jesti gecikmez, Binbaşı Yoşinaka Ankara’ya askerî ataşe atanır. Ataşemiliter Yarbay Erdelhun görevinin son yılında 1937’de, lisanını ilerletmesi ve usulleri öğrenmesi için Yüzbaşı Hayri Sanerle takviye edilir. Erdelhun Türkiye’ye dönünce ataşemiliterlik görevini Yüzbaşı Hayri Saner üstlenir. Daha evvel belirttiğim gibi bunlardan önce Yüzbaşı Şevket Cavit 1931’de Japonya’ya gönderilmişti. Gayet zeki, kabiliyetli ve vatansever bir genç olan bu Türk subayı bir yıl içinde Japoncayı öğrenmiş, sonra da topçuluk, torpido, telsiz ve seyir kurslarını aldıktan sonra, Japon Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başlamış, ancak öğreniminin sonunda, yakalandığı verem hastalığından tedavi gördüğü Tokyo’daki Amerikan Hastanesi’nde 28 Kasım 1933’te ölmüştü. Şevket Cavit’in ölümü Japon bahriyesi ve imparatorluk hükûmetini çok üzmüş, cenazesi büyük bir törenle Türkiye’ye gönderilmişti. Ertuğrul şehitlerinden sonra Türk bahriyesinin Japonya’daki ikinci kaybı Deniz Yüzbaşısı Şevket Cavit Bey’in ardından, Japon dili ve askeri eğitim görmek üzere, Deniz Harp Okulu mezunu Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat ve Deniz Harp Okulu mezunu Yüzbaşı Şerafettin Karapınar Japonya’ya gönderilmişlerdir. Yüzbaşı Şerafettin Karapınar, 1935 Temmuzunda, Kıdemli Yüzbaşı Tafdil Zeki Bayat da aynı yılın Ekim ayında Tokyo’ya gelmişler ve derhal Japon Bahriye Bakanlığı’nın seçtiği uzman lisan öğretmenlerinden ders almaya başlamışlardır.

Avrupa lisanlarına pek benzemeyen, bilhassa yazısı çok zor olan Japonca’yı öğrenmek için iki yıl daimî olarak çalışmanın gerektiğini söyleyen bu subayların avantajları; kendilerine yalnız Japonlarca meskûn olan bir mahallede ev kiralamaları ve lisan öğretmenlerinden ayrı olarak, onları adeta gölgeleri gibi izleyen ve hep beraber olan çok bilgili Kavabeti isminde bir kurmay yarbayın yardım etmesi olmuştur. Her iki stajyer Türk deniz subayı, bir yılın sonunda Bahriye Bakanlığı’nda yapılan okuma-yazma sınavlarını başarıyla vermeleri üzerine, dersleri takip edebileceklerine kanaat getirildiğinden, Ocak 1936’da Yokosaka Deniz Üssü’nde Topçuluk Okulu’na alınmışlardır. Bu okulu da başarıyla bitiren bu iki Türk subayı Nisan 1937’de sevk edildikleri muhabere kursundan da mezun olmuşlardır. Aynı yılın Haziran ayında seyir harekât, ekim ayında da torpido ve mayın kurslarını başarıyla bitiren stajyer subaylar Aralık ayında Tokyo’daki Deniz Harp Akademisi’nde öğrenime başladı. Japon yetkililer, Çin-Japon Savaşı’nın en zor günlerinin yaşandığı günler olmasına rağmen, gerek okulda gerek Japon adalarında gerek Kore ve Çin topraklarında ve hatta savaş alanlarında yapılan kurmay gezileri sırasında türk subaylardan hiçbir bilgiyi esirgememiştir.(8) Türk ve Japon ordusu arasında bu karşılıklı işbirliği devam ettiği yıllarda, Mareşal Fevzi Çakmak’ın gizli görevle Japonyaya gönderdiği Abdürreşid İbrahim’in Japonya’da bulunduğu yıllarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tokyo Büyükelçiliğinde; Cevat Ezine 1.1.1929-1.1.1931, Nebil Batı 1.1.1931-1.1.1936, Hüsrev Gerede 1.1.1936-1.1.1939 ve Ferit Tek 1.1.1939-1.1.1943’te görev yapmışlardı.(9)

Teşkilatı Mahsusa raporlarına göre Japonlar İslâm’ı kabul ederlerse dünyada önemli bir açılım gerçekleşecektir. Ayrıca Asya kıtasında emperyalist emellerini gerçekleştirmek isteyen İngiltere, Rusya, Amerikan’ın ancak Japonya ile durdurulabileceği düşünülmüştür. Japonlarında kendilerine bu misyonu yükledikleri ve Türkleri yanlarına çekmek istedikleri anlaşılıyor. Nitekim bu gaye ile ‘Asya Tehlikede’ başlıklı Japon istihbaratının kolektif çalışması HASAN HATANO UHO müstear ismiyle önce Japonca neşredilmiş, daha sonrada bu kitap Abdürreşid İbrahim ve M. Hilmi Nakava tarafından Türkçeye tercüme edilmiş, İstanbul’da yayınlanmıştır. Bazı kaynaklarda bu kitabın Rusya tehlikesine dikkat çekmek için İngiliz istihbaratının Hindistanlı Muhammed Barakatullah’a (Mevlana Abdul Hafız Muhammed Muhammed Barakatullah) yazdırdığı belirtilir. Ancak bu doğru değildir çünkü Muhammed Barakatullah Abdürreşid İbrahim’in yakın dostu ve Teşkilatı Mahsusa’nın Hindistan sorumlusudur. Kitaba Japon asıllı yardımcısı Hassan U. Hatanao’nun ismini verilmesini kendisi uygun bulmuştur. M. Hilmi Nakava’da Japon asıllı Müslümandır. Gerçek ismi Hideo Nakao’dur. Genyousha Cemiyeti ve Kokuryuukai (Kara Ejderha) Derneği’nin lideri Toyama Mitsuru tarafından Asya Müslümanlarını Ruslara ve İngilizlere karşı ayaklandırması için görevlendirilmiş, Japon istihbaratının önde gelen isimlerindendir. Üniversite eğitimini Rusya’da tamamlayan kılıç ve döğüş ustası Hideo Nakao’nun ilk görev yeri Gürcistan’dı ve burada Müslüman olmuştu. Kokuryuukai derneğine istihbarat akışını sağlamış ve göndermeye başlamış ve Gürcistan’da Panasyacılık propagandası yapmıştır. Bu derneğin günümüzde ABD’de faal olduğu ve İslam Ulusu adı altında örgütlendiği söylenilmektedir. Hideo Nakao diğer ismiyle M. Hilmi Nakava’da Gürcistan sonrasında İstanbul’a geçmiş, faaliyetleri ve gizli görevini İngiliz istihbarat tarafından deşifre edilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’da yaşamış, Japon ve Türk istihbaratı adına Latin Amerika ülkelerinde ve Meksika’da espiyonaj faaliyetlerinde bulunmuş, ölünce Cebeci Asri Mezarlığına gömülmüştür.

Abdürreşid İbrahim; sağlık durumundaki olumsuzluğa ve yaşlılığına rağmen ailesini de geride bırakarak 1933 Ağustos’unda İstanbul’dan yola çıkar, 12 Ekim’de Tokyo’ya varır. Japonya halkı onu büyük coşku ile karşılar. Japon basını büyük ilgi gösterir ve İslâm dünyası hakkında çok sayıda röportaj gerçekleştirilir. Japonya’da, 1909’da yeri alınan caminin temelini attırır. Hizmetleri hızlandırır. Dört yılda tamamlanarak, Tokyo’da bir büyük camii açılmasına vesile olup, buranın fahri imamlığını yapar. İslâm dininin Japon yönetimi tarafından resmen tanınmasını sağlar. Tokyo’daki Tatar ve diğer Müslümanların çocuklarına din ve tarih dersleri verir. Birçok Japon’un İslâm dinini seçmesine vesile olur. Abdürreşit İbrahim’in Japonya’da dostluk kurduğu en önemli şahsiyetlerden biri de hiç kuşkusuz Toyama Mitsuru’dur. Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden Toyama Mitsuru, Mançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin kurucusu ve aynı zamanda Kokuryuukai Derneği’nin de manevi lideri, Japon milliyetçiliği ve Asyacılığının fikir babalarından Toyama Mitsuru’yla da dostluk Genyousha cemiyetini kurmuş, Kokuryuukai derneğinin de manevi liderliğini yapmıştır. Bu cemiyetler Mançurya’dan başlayarak tüm Asya’nın Batılılardan temizlenmesini ve Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlamıştır.1909 yılında Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru, bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo’da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur.(10)

Abdürreşid İbrahim merhumun ismini anınca Japon dilbilimci ve İslam uzmanı Toshihiko İzutsu’yu hatırlamamak olmaz. 1930’da üniversite talebesi olan Toshihiko İzutsu dil çalışmalarıyla ilgilenmeye başlar ve Okawa Shumei’nin teşvikiyle Arapça öğrenmeye karar verir. Ancak o dönemde kendisine Arapça öğretecek bir Japon hoca bulamaz. Hoca arayışını sürdüren İzutsu Tokyo’ya gelir. Burada meşhur Sibiryalı âlim ve seyyah Abdürreşid İbrahim’den kendisine Arapça öğretmesini rica eder. Abdürreşid İbrahim, İzutsu’nun ricasını kabul eder. Böylece İzutsu, Abdürreşid İbrahim’in öğrencisi olur. Dünyaca ünlü Japon ilim adamı İzutsu, ilk defa Arapça sesleri Abdürreşid İbrahim’den duyduğunu ve onun sayesinde sesleri telaffuz edebildiğini, yine onun sayesinde ilk defa Kur’an’ın Arapça okunuşunu dinleyebildiğini söyler. İzutsu, hocası Abdürreşid İbrahim yorulup dersi kesene kadar ondan Arapça çalışmıştır. Abdürreşid İbrahim bir gün ders esnasında, öğrencisi Toshihiko İzutsu’ya -tevazu ile- aslında kendisinin çok iyi bir Arapça hocası olmadığını, Arapçanın asıl üstadının o hafta Tokyo’ya geleceğini ve artık daha bilgili bir hocadan Arapça öğrenebileceğini söyler. İzutsu heyecanla Abdürreşid İbrahim’in bahsettiği hocayı beklemeye başlar ve Tokyo’daki Tatar cemaatinin önde gelenleriyle birlikte yeni hocasını Yokohama Limanı’nda karşılamaya gider. İzutsu’nun yeni Arapça hocası, büyük Tatar âlimi Musa Carullah’tan başkası değildir.(11) Ruhları şad mekânları cennet olsun! Bir soru; günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?

Bakınız
1- http://www.yeniasya.com.tr/dunya/japon-buyukelci-turkiye-ve-japonya-iki-devlet-tek-yurektir_466518
2- https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/musul-baraji-yikilirsa-ii-nuh-tufani-bekleniyor/18336
3- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44733999
4- http://kafkassam.com/japonlar-oldu-turkler-kurtuldu-yasasin-amerika-mi-demeliyiz.html
5- https://www.turkhackteam.org/ataturk-bolumu/1404976-365-gun-mustafa-kemal-ataturk-14.html
6- http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c23/c230285.pdf
7- Cem Özmeral/ Japonların 1934 İstanbul Ziyareti/ http://www.istanbullite.com/tarihtenkapaklar/japonlarin1934ziyareti.html
8- http://www.ertugrul.jp/pages/tarihte-ertugrul-history/tuerk-japon-iliskileri/tuerkiye-cumhuriyeti/tuerk-subaylari-nin-japonya-da-egitimleri.php
9- http://tokyo.be.mfa.gov.tr/Mission/MissionChiefHistory
10- https://apjjf.org/-Cemil-Aydin/2695/article.pdf
11- http://www.dunyabizim.com/portre/26827/musa-carullahin-japonya-seyahati-ve-toshihiko-izutsu-ile-iliskisi
Ömür Çelikdönmez

Süleyman Demirel’in memleketi Isparta’dan HDP milletvekili nasıl seçildi?

24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde Isparta’dan Ak Parti üç milletvekili İyi Parti ise bir milletvekili çıkardı. Isparta’dan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Milletvekili, eski bakanlardan, Koca Reis lakaplı Sadettin Bilgiç’in oğlu Süreyya Sadi Bilgiç; 5. Kez, Ak parti milletvekili seçildi. Diğer iki milletvekili ise partinin Isparta’daki kurucu il başkanı ve 22-24 ve 25. dönemlerde vekillik yapan, Ak Parti’nin Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi, AK Parti Seçim İşleri Genel Başkan Yardımcısı Av.Recep Özel, önceki dönem il başkanlarından Mehmet Uğur Gökgöz oldu. Isparta milletvekilliği kontenjanından İyi Parti Milletvekili adayı, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in 20 yıl boyunca yanından ayrılmayan doktoru Aylin Cesur da Meclise giden diğer isimdi. Daha önce Isparta’dan birer milletvekili çıkaran CHP ve MHP bu dönemde TBMM’de temsil edilmiyor.

Seçim sonuçları bu ama Isparta Şarkikaraağaç doğumlu, Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu HDP milletvekili olarak TBMM’de. Şimdi nasıl oluyor diyeceksiniz? 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerinde Isparta’dan HDP’nin iki milletvekili adayı Yüksek Seçim kuruluna bildirilmişti. Bu isimler; Mevlüt Sabuncu ve Celal Çiçek. Ömer Faruk Gergerlioğlu bu listede yok. Çünkü o adı geçen partinin Kocaeli milletvekili adayıydı ve seçilerek TBMM’de yerini aldı. Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun nereli olduğuna dair en net bilgi kendi sitesinde mevcut. “2.11.1965 tarihinde Isparta’nın Karaağaç ilçesinde doğdum” diyor.(1) Ancak Isparta’nın Karaağaç ilçesi yok, Şarkikaraağaç ilçesi var. –Şarki- ön eki Denizli’ye bağlı Garbi Karaağaç’tan ayırmak için kullanılıyor.

Yaptığım araştırmada adı geçen ilçede ‘Gerger’ veya ‘Gergerlioğlu’ soyadı taşıyan ya da sülale lakabı olanlara rastlamadım. Adıyaman’ın Gerger ilçesi olduğunu biliyorum. Muhtemelen Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun da aile köklerinin Gerger’e uzanıyor olması gerekir. HDP Milletvekili seçilmesinden dolayı Kürt olabileceğinden hareketle Şarkikaraağaç’ta Kürt adını taşıyan köy, mahalle veya herhangi bir eser var mı onu araştırdım ve buldum. Şarkikaraağaç ilçe merkezinde halk arasında Kürt Camii (Alaca Mescit) denilen bir tarihi yapı bulunuyor. 1876 yılında yapılmış, dikdörtgen planlı, beşik çatılı caminin alt katında dükkânlar olan bu tarihi yapı minare tuğla örgü olup kaide devşirme malzemeden yapılmış ve dikdörtgen şeklindedir. Şerefe tuğlalar üst üste çıkarak diş şeklinde süsleme meydana getirir. Klasik üslupla yapının tavan süslemeleri ahşap çıtalarla yapılmıştır.(2) Yine 1991 yılına kadar Şarkikaraağaç İlçesi’ne bağlı nahiye Yenişarbademli’de Kürtler (Pınarbaşı) köy ve mahallesi yer almaktadır.(3)

HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu; nasıl oluyor da ne annesinin nede babasının memleketi olmayan Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde dünyaya geliyor? Bu sorunun cevabını yine kendisi veriyor; “Biz 7 kardeşiz. Rahmetli babam veteriner hekimdi. 4 erkek kardeş İmam Hatip’te okuduk. Çok çileler çektik. Babam rahmetliyi İmam Hatip olmayan yere sürgün ederlerdi ki çocuklarını İmam Hatip’te okutmasın diye ama o bizi mezun ettirmeyi başardı.”(4) Veteriner hekim olan babası görevi gereği Şarkikaraağaç’ta bulunmuştur. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun babası Muhittin Gergerlioğlu 1954’te Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinden mezun olduktan sonra 1955’te Bursa’da memuriyet hayatına başladı. Urfa’da yedek subay olarak askerliğini yaptı yedi oğlundan biri olan Muhammed Taha Gergerlioğlu burada doğdu. Daha sonra Rize, Bergama, Isparta, Şarkikaraağaç, Konya, Aydın, Denizli, Antalya ve Bursa’da çalıştı.(5) Ömer Faruk Gergerlioğlu HDP’ten aday olmadan önceki yıllarda Ak partiden milletvekili adayı olmak için müracaat etmişti. Mart 2011’de Kocaeli’den AK Parti Milletvekili aday adayı olduğunda yerel basında Somuncu Babanın 17. kuşaktan torunu olduğu belirtilmişti.(6) Yine aile şeceresine ait kayıtlara göre Gergerlioğlu; anne ve babası tarafından Buhara Horasan kökenli ailelere mensuptur. Dedesi, Abdülhamit Han döneminde devletin son 17 yıllık en büyük istişare kaynaklarından Abdurrahman Efendi (Ba Bey) dir. Devlet-i Ali Osmani’de çeşitli hizmetlerde bulunmuş, Yıldız teşkilatının Osmanlı coğrafyasında bütünlüğüne yönelik çalışmalarda söz sahibi olmuştur. Onun da nesli Yıldırım Beyazıt zamanında yaşayan Seyyid Şeyh Hamid-i Veli’ye dayanır.(7)

Gergerlioğlu soyadı Gerger Aşiretine dayanır. Günümüzde Adıyaman’ın bir kazası olan Kâhta’da 1301/1883 tarihinde 9 aşiret bulunmaktaydı ve Gerger Aşireti %32 ile en fazla nüfusa sahip aşiretti.(8) Gerger aşireti günümüzde Türkiye’de Adıyaman, Irak’ta Telafer ve Suriye’de Kamışlı’da meskûndur. Gegerli Aşireti Urfa ve Antep’de işgalci Fransız ordusuna karşı savaşmıştır. Bu aşiretin önde gelen isimlerinden Gergerli Bahri Bey (Gerger) (Ali-Adul) (1889-1942): Gerger aşiret reisi Bahri Mahmut Bey, Siverek Kuvayı Milliyesiyle birlikte Urfa Mücadelesinin bütün safhalarına katılmış, Şebeke’deki savaşta büyük yararlığı görülmüştür. Milli Mücadele’deki hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından 22/02/1926 tarihinde 3764 sayılı kırmızı şeritli İstiklâl Madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Urfa senatörü Vasfi Gerger’in ağabeyidir. Gergerli Ramazan Bey (Gerger) (Ömer)(1869?-1929): Kuruluşundan beri içinde ve üyeliğinde bulunduğu Siverek Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’nin örgütlediği Siverek Kuvayı Milliyesi’nin Urfa’ya hareketinden itibaren, Vilayet Encümeni azasından bulunduğu Diyarbakır’daki Valilik ve Kolorduyla temaslarda/yazışmalarda bulunarak Urfa’da çarpışan mücahitlerin silah, cephane, insan gücü teminine dönük ihtiyaçları için büyük gayret göstermiştir. Hizmetlerinden dolayı TBMM tarafından 22/02/1926 tarihinde 3765 sayılı kırmızı şeritli İstiklâl Madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Yazışmalarında (Zeki) ve (Rüştü) takma adlarını kullanırdı.(9)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde danışmanlığını yapan Finansal İstihbarat Uzmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun ağabeyidir. Muhammed Taha Gergerlioğlu, Almanya’da MİT adına casusluk yapmakla suçlanan iki Türk’ten biridir.(10) Bu davada grubun lideri olmakla suçlanan, Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu’nun MİT başkan yardımcısı olduğu da ileri sürülmüş ve Alman Mahkemesi kendisini suçsuz bulmuştu.(11) Kardeşi İnsan hakları savunucusu ve Mazlum–Der eski genel başkanı Dr. Ömer Faruk ise, sosyal medyada ‘terör propagandası’ yaptığı gerekçesiyle yargılandığı davada 2 buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. O şimdi Milletvekili.

6 Ocak 2017′ de 679 numaralı KHK ile devlet memurluğu görevinden ihraç edilen ve 2017 Mart ayında kurulan ‘Hak ve Adalet Platformu’nun sözcülüğünü yapan Ömer Faruk Gergerlioğlu, HDP Kocaeli milletvekili seçildi. Gergerlioğlu, milletvekilliği sürecini ‘Kazanan tüm ezilenlerdir’ başlığıyla yayınladığı yazısında “ Kazanan tüm ezilenlerdir. Türkler, Kürtler, azınlıklar, kadınlar, emekçilerdir, hakkının iadesini bekleyen KHKlılardır. Tüm ezilenler bilsin ki bu bir onur madalyasıdır ve ve bunun gereğini yapacağım, yapacağız. Bu, tüm ezilenlerin teslim ettiği bir emanettir ve kutsaldır. Hekimlik hayatımda nasıl ki hastalarımı bir Allah emaneti görmüşsem milletimizi de öyle göreceğiz. İnsan hakları hayatımda nasıl ki ayrım yapmadan tüm ihlale uğrayanların yanında olmuşsam şimdi de tüm gücümle bunu devam ettireceğim. Benim için değişen bir şey olmayacak. Sivil toplumda yaptığıma TBMM’de devam edeceğim.” Sözleriyle ifade etti. Yeri gelmişken HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun doğduğu Şarkikaraağaç’ta HDP 117 oy aldı. 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in memleketi Isparta’dan HDP nasıl milletvekili çıkardı şimdi çözdünüz mü?(12)

Bakınız
1-. http://www.omerfarukgergerlioglu.com/konu/4-ozgecmisim.html
2- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/isparta/gezilecekyer/kurt-camii-alaca-mescit
3- http://www.isparta.gov.tr/yenisarbademli
4-http://www.demokratkocaeli.com/mobil/haber/16902/gergerlioglu-krizi.html
5- http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=6150
6- https://www.cagdaskocaeli.com.tr/yazi/1190-somuncu-baba-nin-torunu-ak-parti-den-aday.html
7- https://www.tasmezar.com/taha-gergerlioglu-kimdir
8- http://iibfdergi.bartin.edu.tr/wp-content/uploads/2016/07/Ramazan-Arslan-Osmanlı-Devleti’nin-Aşiretlere-Bakış-Açısı-ve-Aşiretleri-Üzerine-Bir-Araştırma-1840-1890-27-38.pdf
9- https://www.sanliurfa.bel.tr/icerik/33/49/asiretler-ve-cevre-destegi-siverek-kuvayi-milliyesi
10- https://odatv.com/erdoganin-adamlari-bu-salonda-yargilanacak-0909151200.html
11- https://www.evrensel.net/haber/107244/almanyanin-tutukladigi-mit-baskan-yardimcisi-mi
12- https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/06/25/gergerlioglu-hdpden-vekil-secildi/
Ömür Çelikdönmez

Türk finans sektörü ve şirketlerin dikkatine Çin mali krizi kapıda!

Çin’in büyüme oranlarına, ithalat ve ihracat rakamlarına bakarak modern Çin efsanesine bel bağlayanları geçen yıl 22 Mayıs 2017’de uyarmıştım. Türkiye’deki bazı görüşlerin tam tersine ABD’nin Çin’i küresel değil bölgesel aktör kategorisinde değerlendirdiği bilinmeli. Bunun anlamı şu; Çin ABD için alt edilebilir, yenilebilir ve yok edilebilir kolay bir lokmadır. ABD’ye göre Çin sadece bölgesel belirleyici aktördür. Çünkü Çin tarihi milli büyüklüğün tarihidir ve kendisini bu milli tarih ve değerlerle sınırlar. Bu açıdan bakıldığında Çin’in kolektif bilinçaltı, ‘Chung-kuo’ yani ‘Orta Krallık’ ile çerçevelendirilmiştir. ABD Çin ile savaşmadan kendi potasında eritmenin formülünü bulmak için beyin fırtınasını yapalı neredeyse yarım yüzyıl oldu. ABD Çin’i tek başına tehlikeli görmediği gibi Çin-Rus ve İran koalisyonunun gerçekleşebilir olmasını bazı mevzi taktiksel atraksiyonlar haricinde mümkün bulmuyor. Hatta Çin’in böyle bir misyonu üstlenmesini Avrasya güvenliği açısından desteklenebilir görüyor. Bu nedenle Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) gibi teşkilatları içine alacak Avrasya Aşırı Güvenlik Sistemi gibi kapsayıcı bir şemsiyeden yana denilebilir. Büyük bir güç olarak tarih sahnesine çıkmaya hazırlanan Çin’den duyulacak paranoyak korkuların kendi ekmeğine yağ sürdüğünün çok iyi bilincinde.(1)

Zaten Çin Devlet Konseyi, ülkenin askeri stratejisinde değişiklik yaptı ve ‘White paper’ adı verilen yeni bir “Askeri Strateji Belgesi” belirledi. Çin’in yeni avunma politikasına göre; hegemonyacılığın ve güç iktidarının tüm formlarına karşı duracak ve hiçbir zaman hegemonya ve yayılma politikası gütmeyecek. Çin silahlı kuvvetleri dünya barışı sağlamak için uğraşacak. Çin’in ulusal stratejik amacı, Çin Komünist Partisi’nin yüzüncü yılını kutlayacağı 2021 yılında, her bakımdan bir refah toplumu inşa etme amacını tamamlamak ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2049’da, müreffeh, güçlü, demokratik, kültürel olarak gelişmiş ve uyumlu modern sosyalist bir ülke inşa etmek. Çin’in ‘White paper’ adı verilen “Askeri Strateji Belgesi” çok iyi tetkik edildiğinde, ABD’nin kendisine belirlediği yörünge dışına çıkmamaya göre dizayn ettiği söylenebilir. Dünyanın ekonomik ve stratejik ağırlık merkezi hızlı bir şekilde Asya-Pasifik bölgesine kaydıkça, ABD’nin dengelerin yeniden sağlanması için bir strateji sürdürmeye ve bölgedeki askeri müttefiklerini arttırmaya çalışıyor türünden analizlerin hem doğru hem de yanlış ve yanıltıcı olma ihtimali büyük. Çünkü Çin’in son dönemde en sık karşı karşıya geldiği ülkeyse Amerika Birleşik Devletleri.(2)

ABD’nin; Asya Pasifik bölgesi ekonomisine müdahale edebilme gücü, imkânları ve sektörel araçları, Çin ekonomisindeki manipülasyonları anlamamızı sağlayabilir. Çünkü Asya-Pasifik bölgesinde ticaret ve yatırımın serbestleştirilmesi, ekonomilerin entegrasyonu için ticari ve teknik işbirliği ile iş bağlantılarının kolaylaştırılması için 1989’da kurulan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu (APEC) üyelerinden biri de ABD.(3) Asya kıtasında 47 ülke var. Asya kıtasının ekonomisi genel olarak göz önüne alındığında Çin, Japonya, Rusya, Tayland, Singapur, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar gibi birçok önemli ülkenin ekonomisinden bahsetmek gerekir. Genel olarak petrole, perakende, teknoloji, tarım gibi sektörlere dayalı olan ekonominin gücü tahmin edilebilir. Buna rağmen küresel finansal durgunluğun vermiş olduğu olumsuz etkiler de gözlenmektedir. Japonya, Çin ve Güney Kore Hükümetlerinin ve finansal düzenleyicilerinin kripto para birimleri ve ICO’lar hakkındaki acımasız düzenlemeleri sonrası Asya merkezli büyük kripto para borsalarının faaliyetlerine devam edebilecekleri yeni ülke arayışlarına başlamas,ı Asya/Pasifik merkezli yeni dalga küresel ekonomik krizin habercisi mi?(4)

Çin; Amerika’yla bir ticaret savaşına tam olarak hazır olduğunu bildirmesi ne anlama geliyor? Geçtiğimiz hafta Washington 34 milyar dolar değerinde Çin malına gümrük tarifesi uygulamaya başlama kararı almıştı. Çinliler bu karar kızmış olabilir. Çin de bunun karşılığında aynı değerde Amerikan ürününe vergi uygulayarak misilleme yapması bekleniyor. Nitekim Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lu Kang, Çin’in gerekli önlemleri almak için hazırlıklarını tamamladığını belirtti. Amerikalı Ford ve Tesla gibi otomobil üreticileriyle soya fasulyesi çiftlikleri ve viski damıtma tesislerinin de dahil olduğu birçok sektörün Çin’in misillemelerinden etkilenmesi kaçınılmaz. Çin’in yaptırımlarının özellikle çiftçiler gibi Başkan Donald Trump’ın seçmen tabanını vuracağı sanılıyor. Ticaret anlaşmazlığı önemli Çin şirketlerini de etkiliyor. Son olarak China Mobile Amerikan pazarında sorunlar yaşayan Çin firması oldu. ABD Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir daire biri güvenlik riskleri nedeniyle Çin’in devlet tarafından işletilen en büyük telekom operatörüne lisans verilmemesi uyarısında bulundu. Lu uyarıları “Soğuk Savaş zihniyetinden kalma temelsiz spekülasyonlar ve akıl dışı denetimler” olarak nitelendirdi. Çin’de borsalarında ticaret savaşı endişesiyle geçen haftalarda yüzde 10’a yakın düşüş gerçekleşince, Çin Yuan’ı da dolar karşısında sert düşüş yaşamıştı.(5)

Finans uzmanı Onur Subaşı’nın; geçtiğimiz haftalarda, ABD ve Çin tarafından gelen karşılıklı hamlelerin ticaret savaşı endişelerini tetikleyebileceğini belirtmesi benim için önemliydi. Subaşı; Çin ekonomisinde ani yavaşlamaya işaret eden veriler ve likiditenin azalmasının, Şanghay bileşik endeksinde düşüşleri beraberinde getirirken, Yuan’daki değer kaybının da küresel piyasalarda bir diğer risk unsuru olarak öne çıkardığı görüşünde. Haklı da! Nitekim Çin’de Şanghay bileşik endeksinin yılbaşından bu yana yaklaşık %16 değer kaybetmesi ve endeks değerinin yaklaşık 2 trilyon dolar erimesi söz konusu. Özellikle 15 Mayıs’tan bu yana düşüşte ivme kazanan endeks, arka arkaya 6 hafta değer kaybetmişti. Ekonomistler, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’de, hem döviz hem de hisse senedi tarafında görülen bu düşüşlerin devam etmesi halinde “finansal panik” havasının görülebileceğini belirterek, böyle bir durumda panik havasının diğer ülkelere de sıçrayabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu demek ki yükselen Çin balonu patlamak üzere. Neden mi? Yüksek rezervleri ve buna paralel tuttuğu ABD tahvilleri nedeni ile bir ticaret savaşını kazanacağı sanılan Çin, zayıf iç piyasasından dolayı ABD’den çok daha savunmasız durumda. Ve gerek borsa endeksi gerekse 6.62’ye gerileyen para birimi piyasanın, en azından bir kısmının, bunun farkında olduğunu gösteriyor.(6)

Görünen o ki, Çin halen 2015’te yaşanan balondan kendisini kurtaramamış. Çin’de uzun süredir bankacılık sisteminin sağlığı tartışılırken bir de ABD ile ticaret savaşı riskinin artması yatırımcıları daha temkinli olmaya yöneltiyor. Teknik anlamda Şanghay bileşik endeksinde düşüşün devam etmesi kaçınılmaz. Böyle olunca borsa düşüşleri kredili hisse taşıyan yatırımcıları zor duruma sokuyor ve daha da fazla satış yapmaları refleksini tetikliyor. Sonuçta bu kriz kendi kendini besliyor, büyütüyor. Çin’in ABD’ye meydan okumasına boşuna bel bağlanmamalı. Çünkü Çin; yeterli büyüklükte bir iç pazara sahip olmadığından, ABD pazarının kapanması durumunda; Çin sermayesinin veya Çin ürünlerinin bu pazara girişinin zorlaşması şirketler açısından son derece kötü bir gelişmeyi ortaya çıkaracaktır. Yuan’ın da değer kaybediyor olması, Çin’den sermaye çıkışını hızlandıracaktır. Para çıkışlarının tetiklenmesi 2015’te yaşandığı gibi tüm piyasaları etkileyecek bir belirsizliğe yol açabilir. O nedenle Çin’le iş yapan Türk firmalar aman dikkat!

Tüm bunları neden yazdım? Türk ekonomisi 16 yıllık dönemde ihracat, ithalat ve istihdamda çok önemli başarılar kaydetse de, enflasyon, cari açık ve sanayi üretimi konusundaki sorunlarını çözmeyi başaramadı gözüküyor. 2002’de 3 bin 500 dolar seviyelerinde olan kişi başına yıllık gelir, 2013’te 12 bin 500 dolara kadar çıktı. Ancak 2013 sonrası küresel konjonktürün de etkisi ile 2018 yılında 10 bin dolar seviyelerine kadar gerilediği gibi 16 yıllık dönemde Türk şirketlerinin borçluluk miktarı ise büyük bir hızla artarak ekonomik işleyişi tehdit etmeye başladı. Türkiye’nin 2002’de toplam dış borcu 129.6 milyar dolarken, şu anda yüzde 249.6 artışla 453.2 milyar dolara çıkmış durumda. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında büyümede hız kesen Türkiye, 2017’de yüzde 7,4’lük büyüme ile OECD ülkeleri içerisinde İrlanda’dan sonra ikinci oldu. Uluslararası yatırımcının Türkiye algısını bozan etkenler mevcut. Son iki yılda Türk Lirası, Dolar karşısında yaklaşık yüzde 50 değer kaybederken, enflasyon yüzde 8,8’den yüzde 12,2’ye yükseldi. Cari açık ise yıllık 28,9 milyar dolardan 55,3 milyar dolara çıktı. Birde buna hızlar artan enflasyon eklendi. Haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 15.39’a sıçrayarak, son 14 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. 2016’da yüzde 8,5 seviyesinde olan enflasyonunun 2 yıl içinde neredeyse iki katına çıkması piyasaları allak bullak etti. Türk ekonomisi 1994’teki kriz döneminde, enflasyonda yüzde 125 seviyelerini görmüştü. Allah korusun yüksek enflasyonun ekonomide ağır yaralar açması durumunda toplumsal denge alt üst olabilir, huzurumuz bozulabilir. Biz Çin’in batmasını beklerken batan Türkiye olmasın!

Bakınız:
1- Zbigniew Brzezinski /The Grand Chessboard – Büyük Satranç Tahtası/Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik Gereklilikleri
2- http://kafkassam.com/turkiye-uyumasin-abd-pasifiki-cine-birakti.html
3- http://www.mfa.gov.tr/asya-pasifik-ekonomik-isbirligi-forumu.tr.mfa
4- https://coin-turk.com/asya-kan-kaybediyor-duzenlemeler-sonrasi-kripto-para-borsalari-bir-bir-avrupaya-kacmaya-basladi
5- https://www.amerikaninsesi.com/a/çin-ticaret-savasina-haziriz/4465049.html
6- https://www.dunya.com/kose-yazisi/ticaret-acigi-gozden-kacmasin/420735

Ömür Çelikdönmez

TBMM Başkanı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcıları ve bakanlar kim olacak?

Türkiye; Pazar günü 13’üncü cumhurbaşkanı ve 27’nci dönem milletvekillerini seçmek için sandık başına gitti ve Recep Tayyip Erdoğan, ilk turda yeni hükümet sisteminin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Cumhur İttifakı da TBMM’de çoğunluğu elde etti. Türkiye’de 24 Haziran seçimleri ile birlikte, 16 Nisan 2017 anayasa referandumunda kabul edilen değişiklikler tamamıyla yürürlüğe giriyor. Kabine 3 başkan yardımcısı, 16 bakan olmak üzere 19 kişiden oluşacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kuracağı Kabine’de kimlerin olacağı da merak konusu. 24 Haziran seçimlerinden sonra tümüyle yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde Bakanlar Kurulu üyeleri milletvekilleri arasından seçilmiyor. Eğer bir milletvekiline kabinede yer verilecekse, bu kişinin milletvekilliğinden istifası zorunlu.(1)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı’nın olacağını açıklamıştı. Bu sisteme göre Cumhurbaşkanına bağlı 8 ayrı başkanlık mevcut. Bu başkanlıklar; Genelkurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Denetleme Kurulu, İletişim Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’ndan oluşuyor.(2)
Yeni sürecin yol haritası şöyle; 8 Temmuz’a kadar çıkarılacak bir KHK ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi içeren düzenlemeler ve bürokrasideki değişiklikler çözüme kavuşturulacak. Kalan konular ise TBMM açıldıktan sonra Genel Kurul’da sonuca bağlanacak. OHAL uzatılmayacak, terörle mücadeleyi kapsayan düzenlemeler kanunlara aktarılacak. Yeni sistemde çalışmaya başlayacak ‘ofis’ ve ‘kurullar’ devletteki işleyişi hızlandıracak. Cumhurbaşkanı’na bağlı 9 kurul ve 4 ofis, Türkiye’nin hedeflerine ulaşmasını yavaşlatan bürokratik oligarşiyi işlevsiz hale getirecek. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın bildirdiğine göre, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni kabineyi 8 Temmuz’dan sonra açıklayabilir.” MHP TBMM başkan adayı göstermeyeceğini açıkladı.
MHP’nin AK Parti TBMM başkan adayını desteklemesi, MHP parti liderliğinin Cumhur İttifakını seçim sonrasında da devam ettirme kararlığını gösteriyor. Belki de bu nedenle AK Parti ve MHP’nin Meclis başkanlığı konusunda ortak bir aday üzerinde uzlaşması kesin gibi. Başbakan Binali Yıldırım’ın TBMM Başkanlığında ismi ön plana çıkıyor. Kulislerde, MHP’li bir ismin de aday gösterilebileceği konuşulsa da pek ihtimal verilmiyor. AK Parti ve MHP uzlaşamazsa bile, (MHP muhalefet bloğuna yer almazsa) AK Parti’nin 295 olan sandalye sayısı kendi adayını son turda seçtirmeye yeterli.(3)
Cumhurbaşkanı Erdoğan yardımcıları ve bakanları parlamento dışından atayacak. Yeni kabineye iş dünyasından, kültür sanat, spor gibi alanlardan kamuoyunun yakından bildiği isimlerin de girmesi bekleniliyor. Kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yardımcılarının kim olacağı? İlk akla isimler 24 Haziran Seçiminde liste dışı bırakılan eski başbakan, bakan ve milletvekilleri. Ankara kulislerinde dolaşan söylentilere göre en güçlü 1. Başkan Yardımcısı adayı 64. Hükümetin Başbakanı, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu. 2. Başkan adayı ise hem Kürt kökenli hem de ekonominin patronu Mehmet Şimşek. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek milletvekili listesinde yer almamıştı. Bu nedenle Ekonomiden sorumlu başkan yardımcısı olma ihtimali çok yüksek. Bir diğer nedende Kürt seçmenin kabinede temsilinin bu isim üzerinden sağlanması. Cumhurbaşkanı Erdoğan; MHP Osmaniye eski milletvekili Doç. Dr. Ruhi Ersoy’u muhtemelen 3. Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçebilir.
Ruhi Ersoy; Cumhurbaşkanlığı ve 27’nci dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde partisinin listesinden Osmaniye’de 2. Sıra Milletvekili adayı olmuş ama TBMM’ye gidebilecek yeterli oyu alamamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bakanlar kurulunda yer alabilir gözüyle bakılan isimler arasında TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AK Parti eski Malatya Milletvekili Taha Özhan, Maliye Bakanı Naci Ağbal, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik ile Bilim ve Sanayi Bakanı Faruk Özlü’de bulunuyor. Araya eski başbakan yardımcılarından Ali Babacan’ın ismini sıkıştırmaya çalışanlar da çıkıyor. İş çevrelerinin yönlendirmesi ise bazı medya organlarında Ali Babacan’ın gündeme getirilmesi dikkat çekici. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Babacan’la üç kez görüştüğü bilgisini paylaşanlar Ali Babacan olmazsa, eski MÜSİAD Başkanı Nail Olpak’ı verelim havasında.(4)
Yeni bakanlar kurulu oluşturulurken Atlantik- Avrasya dengesinin gözetilmesi hiçte sürpriz sayılmaz. Kulislerde dolaşan rivayetlere bakılırsa yeni bakanlar kurulunda yer alabilecek isimler arasında, Eski MİT Müsteşarı ve Irak Büyükelçisi Sönmez Köksal ile 04/2014’den bugüne ABD nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Serdar Kılıç’ tan da söz ediliyor. İstanbul’un nabzını tutan bir dostum, ANAP eski milletvekillerinden ve genel başkan yardımcılarından Ahad Andican’ın da şansının yüksek olduğunu belirtiyor. Yine bu seçimlerde Ankara 2. bölge 3’üncü sıradan milletvekili adayı olan ama seçilemeyen terör ve güvenlik uzmanı Abdullah Ağar’ın da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından değerlendirileceği konuşuluyor. Bir başka isimde; Gençlik ve Spor Bakanlığına düşüldüğü söylenilen, NBA’de oynayan Türkiye doğumlu ilk isim, Türk Milli Takımı’nda 300’ün üzerinde maça çıkma rekoru kıran, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Basketbol Federasyonu Başkanı Hidayet Türkoğlu.

2014’te Recep Tayyip Erdoğan’ın 12. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevini sürdüren ve Cumhurbaşkanlığı kontenjanından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile 27.02.2015 tarihinde Yükseköğretim Kurulu Üyeliğine atanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rizeli hemşerisi Fahri Kasırga ile Başbakanlık Müsteşarı Doç. Dr. Fuat Oktay’ın da bakanlar kurulunda görülmesi kimseyi şaşırtmasın. Erdoğan’ın yarıya yakını eski milletvekili, 9’u kadın olmak üzere toplam 35 başdanışmanından bazılarını bakanlar kurulunda değerlendirmesi bekleniyor. Buna göre. Cumhurbaşkanı danışmalarından Mustafa Varank ve Mehmet Uçumda bakan olabilir. ODTÜ mezunu Varank, Başbakanlığı döneminden bu yana Erdoğan’a en yakın isimlerden. Erdoğan’ın başdanışmanı Varank’a, en son “büyükelçi” unvanı verildi. Uçum; 25. Dönem Kars AK Parti Milletvekilli. Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları, Demokratik Açılıma Yurttaş Katkısı Platformu, Yetmez Ama Evet Kampanyası ile Akil İnsanlar Heyeti çalışmaları ile biliniyor. Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Sağlık bakanı olabilir. Bitkisel tedavi uzmanı olan Saraçoğlu brokolinin prostatit ve iyi huylu prostat büyümesine, lavantanın Hepatit B ve Hepatit C’ye karşı etkilerini dünyaya tanıtan uzman olarak biliniyor. Bakalım gökten kimlerin kucağına elma düşecek?
Bakınız:
1- http://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogan-24-haziranda-secilirse-baskan-yardimcilari-kim-olacak-191804h.htm
2- https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-4457149
3- https://www.haberler.com/son-basbakan-binali-yildirim-in-yeni-gorevi-10987946-haberi/
4- https://www.yeniakit.com.tr/haber/ali-babacan-bombasi-baskan-yardimcisi-470111.html – http://www.internethaber.com/bomba-ali-babacan-kulisi-3-kez-gorustuler-1884352h.htm

Ömür Çelikdönmez

Fransız istihbaratının yeni Çakal Karlos’u Redoine Faid İsrail ajanı mı?

Öncelikle dünyanın tanıdığı şekliyle Çakal Karlos lakaplı, Müslüman olup Salim Muhammed Nuri ismini alan Ilich Ramirez Sanchez’i, Fransa ve İsrail ajanı olmaktan tenzih ederim. O kapitalist sistemi hedefleyen eylemlere imza atmıştı, yoksa sıradan bir banka soyguncusu yani adi suçlu değildi. Latin Amerikalı Müslümanların en tanınmışlarından Çakal Karlos; karakterimizi, ruh dünyamızı şekillendiren değer kodlarımızın yeşil ışık yaktığı bir isim. İliç Ramirez Sançez veya daha sık kullanılan lakabıyla Çakal Carlos, Venezuela doğumlu eylemci. Birçok yasadışı eylemde yer alan Sanchez, 2007’den günümüzde Fransa’da Fleury Merogis Cezaevi’nde tutuluyor. Karlos, 1975 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) kamplarında eğitilerek İsrail’e karşı savaşmaya başladı. Daha sonraki yıllar İsrail hükümetine karşı verdiği mücadeleyi Batı’nın büyük şehirlerine taşıyan Carlos, İsrail’le ilişkisi olan Birçok banka, dernek, gazete ve elçiliğe bombalı saldırıda bulundu. 1980’de dünyanın en çok aranan adamı ilan edilen Carlos, CIA, Mossad, Interpol ve Fransız istihbaratını birçok kez atlattı. Özellikle 1980’li yıllarda yaptığı eylemlerle adını duyuran Ilich Ramirez Sanchez hakkında birçok kitap yazılırken, hayatı da defalarca kez filmlere konu oldu. Türkiye’de ‘Devrimci İslam’ adıyla neşredilmiş bir kitabı olan Çakal Karlos; kendini Müslüman bir devrimci olarak tanımlıyor. Sıkı bir Ak Partili ve İbda/C Hayranı. 1.5 milyarlık İslam Âlemi’nin; namaz kılan, oruç tutan ve yazdığı mektupları “Allahuekber” lafzıyla bitiren bir ferdi.(1)
Fransız gizli servisi DGSE; 1982 yılında faaliyetine başladı. Öncelikli görevi Fransa’ya karşı dış casusluk faaliyetlerini tespit etmek ve önlemek için istihbarat toplamak olan Fransa Savunma Bakanlığı bünyesindeki Direction Générale de la Sécurité Extérieure (DGSE) ile İsrail gizli servisi MOSSAD anlaşmalı olarak yeni ÇAKAL’ı müşterek piyasaya sürdüler. Yeni Çakal, Redoine Faid. 10 Mayıs 1972, Fransa Creil, doğumlu Faid, Cezayir göçmeni bir aileden. Sakın Müslüman sanmayın. Neden mi? 1990’da ilk banka soygununu gerçekleştirdikten sonra kaçtığı ve sığındığı ülke İsrail. Ailesi Cezayir Yahudilerinden. Fransa’nın Cezayir’i işgal ettiği 1830’dan bu yana, az sayıda Cezayirli Yahudi Fransa’ya göç etmişti. 1939’a kadar Kuzey Afrikalı küçük topluluklar Paris, Marseille ve Lyon’da yaşadı.(2) Redoine Faid’in ailesinin yerleşik olduğu Creil’de Yahudi toplumuna ait sinagog bulunuyor. 24 Mart 1939 doğumlu ve 69 yaşında 4 Ekim 2008’de ölen Haham Jacques Nezri, bu sinagogda görev yapmıştı. 1960’da Creil Yahudi Toplumu Derneğini kuran Jacques Nezri Arapça biliyordu ve Cezayir savaşı sırasında Fransa ordusunun safında savaştı ve üstün hizmetlerinden dolayı kendisine askeri madalya verildi.(3) Haham Jacques Nezri ve Redoine Faid’in Fransa gizli servisi ile işbirliği yapmasına şaşmamalı. Çünkü 1930’ların sonlarında Fransa’daki Yahudiler yarısı özümsenmiş göçmenlerdi ve dönemin antisemitizminin önemli kısmı basit yabancı düşmanlığına dayanıyordu. Özümlenme, resmen onaylandığı için, her zaman toplumsal ve kuramsal bir biçime bürünme eğilimi gösterdi. Yahudiler, Fransız yurttaşı olmaktan gurur duydular ve politikasına katkısı konusunda bir bilinç taşıdılar. Bu tutumlar, yurttaş ve yabancı Yahudiler arasındaki ayrımı her zaman abartma eğilimi gösterdi. Bu Yahudiler önce Fransız, sonra Yahudi idiler. Dini Yahudi kültürüne az, Siyonizme daha da az ilgi duydular. (4)
Direction Générale de la Sécurité Extérieure DGSE; Redoine Faid üzerinden yeni bir suçlu profili oluşturarak uluslararası gangster prototipini servis ediyor. Redoine Faid’i küçümsemeyin, yolundan gittiği Haham Jacques Nezri gibi Arapça ve İbranice biliyor. O bir “Pied-noir” yani “kara ayak”. Nazilere teslim olmayı reddeden Cezayirlilerin kurduğu direniş örgütü, ‘Meşale Operasyonu’ adı verilen askeri bir harekâtla, müttefik kuvvetlerin yardımı ile bir gecede ülkeyi Nazilerin elinden almıştı. Söz konusu 800 kişilik direniş örgütünün 400 Cezayirli militanı Yahudi idi.(5) 1962’de Cezayir bağımsızlığına kavuştuğu zaman 1870’te Fransa vatandaşlığı alan 140.000 Yahudi’den birçoğu pied-noir olarak Fransa’ya yerleşti. Zaten Redoine Faid’te Fransız vatandaşı. Konuştuğu dil çeşitliliğine bakılırsa Ortadoğu ve Afrika’daki eski Fransız sömürgesi ülkelerde terör eylemlerine girişebilir. Bunun için Fransa’da hırsızlıktan ve bir polis memurunu öldürmek suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırılan Redoine Faid, Hollywood sahnelerini aratmayan efsane bir firar senaryosu ile Paris yakınlarındaki Reau Cezaevi’nden kaçırıldı. Faid, 2010’da “Hırsız: Sitelerden büyük suç örgütlerine” adlı bir kitap yazarak artık suç işlemeyeceğini açıklamıştı. Daha önce de cezaevinden kaçan Faid, bir helikopter ve 2 silahlı adamının yardımıyla, 10 dakikadan daha kısa bir sürede polisleri atlatarak firar etti. Paris Savcılığı, ülkenin en iyi korunan cezaevlerinden Reau’da kimsenin ‘burnu bile kanamadan’, adeta tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşen olaya ilişkin soruşturma başlattı. Faid, Paris’in kuzey banliyölerinde helikopteri ateşe verdikten sonra siyah renkli Renualt Megane marka bir otomobil ile izini kaybettirdi.(6) Türkiye’deki fail meçhul cinayetlerde tercih edilen ‘Beyaz Toros’lar gibi Redoine Faid’in kaçırılmasında kullanılan aracın Fransa yapımı ve Fransızların dünyaca ünlü araba markası Renualt Megane olması, bu eylemin Made İn French olduğunu göstermez mi?
Faid, hakkında kitaplar yazılan, röportajlar veren ilginç bir suçlu. 2010’da bir polisin yaşamını yitirdiği olay sonrasında 27 kişi tutuklanmış, bu tutuklamalar sırasında kaçmayı başaran Faid, 2011 yılında yakalanmış ve 8 yıla mahkûm edilerek hapishaneye gönderilmişti. Faid’in zırhlı banka araçlarına yönelik saldırılarda uzmanlaştığı biliniyor. Nitekim 1998’de 7 zırhlı araç soygunu ve bankalara yönelik saldırıları nedeniyle 30 yıla mahkûm edilmişti. 2009’da şartlı tahliye koşullarını yerine getirdiği için serbest bırakılan Faid; hapishanede geçirdiği zaman içinde röportajlar yaptı hatta 2 kitap yazdı. Redoine Faid, Nisan 2013’te, ülkenin kuzeyindeki Sequedin Cezaevi’nden de patlayıcı yardımıyla kaçmış, 6 hafta sonra yakalanarak yeniden cezaevine konmuştu. Yaklaşık 10 yıl hırsızlık suçlarından cezaevinde kalan Faid, 2010 yılında “Hırsız: Sitelerden büyük suç örgütlerine” adlı bir kitap yazarak artık suç işlemeyeceğini açıklamıştı. Kendisini ‘modern zamanların gangsteri’ olarak adlandıran, 7 zırhlı araç soyan, 2 kitap yazan Redoine’i çağdaş bir Robin Hood’a dönüştürmek isteyen Adalet Bakanlığı, Interpol’den yardım isteyerek 26 ülkede Faid’in peşine düşmüş, Savcı Frederic Lefevre Faid’in, “özellikle tehlikeli bir mahkûm” olduğunu açıklamıştı. Faid; ilk suçunu işlediğinde Fransa dışında nereye gitmişti? Güvenlik önlemlerinin en üst düzeyde olduğu, giriş ve çıkışların en ince ayrıntısına kadar denetlendiği sınırlarından deyim yerindeyse adeta kuş uçurulmayan İsrail’e.
Faïd seri suçlu ve hapishane firarlarıyla ünlü gangster Jacques Mesrine’i (1936–1979) idolü olarak açıklamıştı. 1936 Fransa doğumlu Jaques Mesrine oldukça sıra dışı illegal yaşantısıyla biliniyor. Banka soyguncusu, polis katili Mesrine, en çok Fransa ve Kanada’daki yüksek güvenlikli cezaevlerinden kanlı firarları ile tanınmış ve halk kahramanı statüsüne ulaşmıştı. Hayatı gibi ölümü de efsanevi oldu. 1979’da Paris’te yakalanması için kurulan özel timler; kırmızı ışıkta arabasında bekleyen Mesrine’in vücuduna yirmi kurşun sıkarak öldürmüştü. Faïd idolü Jacques Mesrine’inle yetinmemiş, Amerikan gangster filmleri “Scarface” ve “Heat”den ilham almıştı. Faid, filmlerde gördüğü yöntemleri kendi hırsızlık girişimlerinde kullanmıştı. Ona bu aklı ve eğitimi kim vermişti? Faid ilk suçunu işlediğinde İsrail’e geçmişti. Yahudi asıllı olmasının İsrail’e girmesinde nasıl etkili olduğu şimdilik meçhul.
Ama İsrail’de ne yaptığı az çok biliniyor. Başına Yahudilerin ibadet ederken ya da sinagog’dayken başlarına taktıkları, Yahudi başlığı Kipa geçiren Redoine Faid; Ortodoks Yahudi Cemaatlerine girmiş, İbranicesini ilerletmiş ve sonraki yıllarda zırhlı araç soygunları ile adını duyurmasını sağlayan zırhlı araçları nasıl etkisizleştireceğini ve patlayıcı kullanımı eğitimini, İsrail ordusundan emekli eski bir askerden almıştı. Fransa’ya döndükten sonra ilk eylemi bir bankaya ait zırhlı araç soygunu olmuştu.(7) Nisan 2013’te İsrailli askerden aldığı patlayıcı kullanma eğitiminin işe yaradığı firarını gerçekleştirdi. Faid; dinamit olduğu tahmin edilen patlayıcılar kullanarak hapishaneden kaçtı. Faid’in eşinin eldivenlerin içinde hapishaneye patlayıcı sokmuş olabileceğini tahmin edilse de patlayıcıların nasıl içeriye sokulduğu hiçbir zaman aydınlatılamadı. Çünkü eşinin avukatı müvekkilinin olay tarihinde ve öncesinde cezaevine gitmediğini belgelendirmişti. Hapishaneden kaçarken 4 gardiyanı da esir alan Faid, bu kişileri daha sonra serbest bıraktı, kaçtığı aracı yaktı ve ortadan kayboldu. Redoine Faid; İbranice, Arapça ve Fransızca biliyor. O, Fransa istihbaratı Direction Générale de la Sécurité Extérieure DGSE ile MOSSAD yapımı bir proje. Bence Türk istihbarat birimleri bu çakma çakalı yakın takibe almalı. Bu gangster gider, Suriye’de Beşar Esad’a suikast falan düzenler sonra suçu Türklere yıkarlar! Zamanı gelince ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız! Aman dikkat!
Bakınız:
1- http://kafkassam.com/avrupalilarin-sevmedigi-cakal-karlosu-turkler-neden-seviyor.html
2- https://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10007311
3- http://www.leparisien.fr/oise-60/deces-du-rabbin-jacques-nezri-06-10-2008-266303.php – http://www.creil.fr/files/creil-ville-2012/votre-ville/votre-mairie/discours-maire/09.09.22-discours-allee-jacques-nezri.pdf
4- http://www.salom.com.tr/haber-70735-fransa_yahudileri_1.html
5- http://www.salom.com.tr/haber-93960-cezayiri_savunan_400_yahudi.html
6- http://tr.euronews.com/2018/07/01/hirsizligin-kitabini-yazan-redoine-faid-yine-firar-etti
7- http://archive.francesoir.fr/actualite/faits-divers/un-fourgon-blinde-trop-pour-redoine-faid-114045.html
https://www.theaustralian.com.au/news/world/frances-most-wanted-gangster-redoine-faid-uses-explosives-to-blast-out-of-jail/news-story/cbb5fa0865e7b1a27bdff101331e780e – https://www.pri.org/stories/2013-04-13/one-frances-most-wanted-redoine-faid-escapes-jail – https://www.marianne.net/societe/la-pj-coffre-redoine-faid-le-braqueur-mediatique

Ömür Çelikdönmez

İngiliz Kraliyetinin Ürdün İsrail ve Filistin’i diplomatik tescil operasyonu!

İngiliz derin devletinin sembolü kraliçedir ve kraliyet ailesi bu ülkenin en önemli ihraç markasıdır. Birleşik Krallık (United Kingdom); resmi olarak dört devletten oluşur: İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda. Bugünkü hanedanlık yani Windsorların saltanatı 1714’te başlar. Bu hanedanlıkta en uzun süre tahtta kalan 1837-1901 arasında hüküm süren Victoria’dır. Sanatta, kültürde, politikada ‘Victoria Dönemi’ olarak adlandırılan o çağda, Britanya Krallığı ‘üzerine güneş batmayan’ küresel bir imparatorluk haline geldi. 1920’li yıllarda yeryüzü coğrafyasının ve nüfusunun dörtte biri bu krallığa bağlıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrası bu krallığa bağlı birçok koloninin bağımsız olmasıyla Britanya Krallığı da bugünkü sembolik haline geriledi. Bugün Kraliçe, aynı zamanda, eski İngiliz kolonilerinin de katıldığı İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commonwealth of Nations) da başı sayılıyor. Günümüzde bu topluluğa tam 54 egemen devlet bağlı. Bu 54 devletten 16’sı Kraliçe’yi halâ devlet başkanı kabul ediyor. Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bugün bile ‘devlet başkanı’ makamı yoktur. Onların yerine ‘Vali’ vardır. Kraliçe, bu ülkelerin yönetiminde fiili fonksiyona sahip olmasa da bu ülkelerin devlet başkanı sayılıyor. İngiltere yani Birleşik Krallığın yazılı bir Anayasası yok. Kraliçe devletin başkanı. Ülkenin resmi milli marşı da, ‘’God save the Queen (Tanrı Kraliçeyi Korusun)’’ İngiltere Kraliçesi dünyanın en zengin devlet başkanlarından biri. 2006 yılında Forbes; 650 milyon dolarlık kişisel serveti olduğunu yazmıştı. Kraliçe’nin Padişahların ‘halifelik’ unvanı gibi bir dini fonksiyonu da var. Unvanlarından biri de “Deffender of Faith (Dinin Müdafii)”. Çünkü Kral ya da Kraliçe aynı zamanda, İngiliz milli mezhebi Anglikan Kilisesinin de başı sayılıyor. Anglikan Kilisesinin (ABD’de ‘başkanların ve elitlerin mezhebi’ olarak bilinen Episkopalyan kilisesi de Anglikan kilisesine bağlı) başpiskopos ve piskoposlarını Kraliçe atar. Kraliçe Elizabeth’in kocası Prens Philip; sarayın gizli sahibi olarak görülüyor ve komplo teorilerinde Prenses Diana’nın ölüm emrini verdiği iddia ediliyor.(1)

İngiliz kraliyet tahtının ikinci sıradaki varisi Cambridge Dükü Prens William’ın, Ortadoğu turunun ilk ayağında Ürdün’ü ziyaret etmesi ne anlama geliyor? Petrol; Ortadoğu’daki emperyalist müdahalenin ve mücadelenin temel sebeplerinden biri. Dünya siyasetinde merkezî rol oynayan Ortadoğu, Soğuk Savaş döneminde gücü elinde tutmak isteyen tarafların çıkar çatışmalarına sahnesiydi. Günümüzde de değişen bir şey yok. Temel enerji kaynağı petrol ve doğalgazın bölgede bol miktarda bulunması, Ortadoğu’ya nüfuz etmek isteyen emperyalist devletler, sömürgeleştirme politikaları geliştirdi. İngiltere; Orta Doğu’yu sömürgeleştirmede önünde engel gördüğü dönemin tek egemen gücü Osmanlı’nın yıkılma sürecinde aktif yer aldı. Ortadoğu’da yer almaya başladığı dönemden bugüne, çıkarları doğrultusunda bölgeyi şekillendirmek istedi, bölgede önemli bir aktör oldu ve Arap hanedanlarıyla yakın ilişkiler geliştirdi. ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi güçler bölgede kendi çıkarları doğrultusunda ayrı ayrı politikalar izliyor. Sykes-Picot Anlaşması ile Suriye bölgesi üzerinde kurulması planlanan ve Ürdün ile Musul’u da kapsayan Arap Krallığı’nın İngiltere ve Fransa koruyuculuğu altında bulunması bu Anlaşma ile kararlaştırıldı. Bu anlaşmalarda ana konu Osmanlı topraklarının paylaşılması idi. Bu anlaşmalara göre Fransa İç Anadolu’nun doğu ve orta bölgesi, Güneydoğu Anadolu’da bazı yerler, Suriye ve Kuzey Irak’ı alacak, İngiltere ise Filistin, Ürdün Orta ve Güney Irak’a sahip olacaktı. Oyunu bozan Bozkurt Mustafa Kemal Paşa oldu.

İngiliz kraliyet tahtının ikinci sıradaki varisi Cambridge Dükü Prens William’ın, Ortadoğu turunun ilk ayağında Ürdün’ü ziyareti tesadüf değil. Nitekim Prens William’ın; Ürdün’ü Suriyeli ve Filistinli mültecilere yönelik tutumu için övmesi ve iki krallık arasındaki tarihi bağlara ve dostluğa vurgu yapması da rastlandı sayılmaz. Bilmeyenler için hatırlatalım, Bugünkü Ürdün Kralı ve ailesi; Osmanlı’ya isyan eden Mekke Şerifi Hüseyin’in torunları. United Kingdom protokolü tarihi bilincini muhafaza ediyor ve bağlantılarını bu bilinç üzerinden güncelliyor. 36 yaşındaki Prens William, Ürdün gezisinde Veliaht Prens Hüseyin tarafından ağırlandı. Babasının İngiliz Havayollarında çalıştığı dönemde, çocukluğunun üç yılını Ürdün’de geçirdiğini hatırlatan William ailesinin burada yaşadığı dönemi sevgiyle hatırladığını belirtti. İki ülke arasındaki ilişkinin gerçek ve derin olduğunu belirten İngiliz Prensi, “Bizim tarihi bağlarımız ve dostluğumuz, iki ülkeyi de vatanı olarak gören binlerce insanın hayatında önemli yere sahip oldu” dedi.(2) İngiltere ABD’nin Ortadoğu’ya dönmesinden çekiniyor. Bir başka korkusu da ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le barışma ihtimalinin yüksekliği. Bu korku boş değil. Çünkü İki liderin önümüzdeki ay görüşmesi planlanıyor. İngiliz bakanlar, Putin’in Trump’ı Avrupa’daki ABD askerlerinin etkisini azaltacak politikalara ikna ederek Avrupa’daki NATO ülkelerini Rusya’ya karşı savunmasız bırakacağından endişeleniyor.(3)

Ürdün’den sonraki durak İsrail’di. Bu ziyaretin önemi William Arthur Philip’in İngiltere Kraliyet Ailesi’nden İsrail’e resmi ziyaret düzenleyen ilk isim olmasında gizli. Philip resmi temas programı çerçevesinde İsrail’de Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ve Başbakan Benyamin Netanyahu ile görüştü. William’ın diğer durağı ise Batı Kudüs’te bulunan ve 2. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Yahudilerin anısına yapılan Yad Vaşem-Soykırım Müzesi’ydi.(4) Yad Vashem Holokost kurbanları için merkez anıt. İngiltere büyükelçiliği ikametgâhında resepsiyonda konuşan William Arthur Philip, ekonomi, bilim ve güvenlik alanında yenilik, çeşitlilik, yetenek ve gelişmeye dayanan İngiltere-İsrail işbirliğini övdü.(5) William Arthur Philip’in Birde Filistin ziyareti var. Ama bu ziyaret öncesinde İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in; Prens William’ın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yarın yapacağı görüşmeye işaret ederek, kendisinin barış mesajını Abbas’a iletmesini istemesi üzerinde düşünülmeli. Ben ne anladığımı söyleyeyim; Reuven Rivlin diyor ki, “-ne de olsa Filistin sorununa tarihi katkınızı biliyoruz, onlar sizi dinler!” Çünkü Filistin Arapları yüzyılın başında Türk hükümranlığından İngiliz egemenliğine geçmeyi kabul etmişlerdi. William Arthur Philip, sadece İsrail değil, Filistin’e de resmi ziyaret düzenleyen ilk Kraliyet ailesi üyesi. Resmi törenle karşılanan Prens William’ın, Filistin’den, protokol dışına çıkarak ‘ülke’ olarak bahsetmesi ise dikkat çekti. William “İki ülkenin beraber çalışmasından memnuniyet duyuyorum. Daha önce eğitim ve yardım konularında beraberce başarılı çalışmalarımız oldu. Ben de sizin gibi bölgede kalıcı barışın sağlanmasını umuyorum” dedi.(6)

1877’de Kudüs, Nablus ve Akka Osmanlı merkezi idare sisteminde Kudüs Mutasarrıflığına bağlıydı. Filistin’in kuzeyi Beyrut Valiliği’ne güneyi ise Kudüs Mutasarrıflığı idaresindeydi. I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Filistin’deki 402 yıllık hâkimiyetini kaybederken çok değer verdiği Kudüs’e zarar gelmemesi için şehri askeri bakımdan boşaltarak tarihe ve kültüre olan saygısını göz önüne alarak şehir dışında savunma yaptı. Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedince bugünkü Birleşmiş Milletler’in temelini oluşturan Milletler Cemiyeti Filistin’i İngiliz himayesine verdi. Bu topraklar, 1917-48 arasındaki İngiliz sömürgeciliğinin bitmesinden beri ilk kez İngiliz kraliyet üyesinin ziyaretine tanıklık etti. Bana sorarsanız; Cambridge Dükü Prens William Arthur Philip’in Ürdün, İsrail ve Filistin temasları, İngiliz Kraliyet egemenliğinin bir tür diplomatik tescil operasyonudur. İngilizler bölgede hak iddia ediyor. Ama unuttukları bir şey var; İsrail yönetimi onlar gibi düşünmüyor. Düşünmüyor çünkü tarihsel olarak İngilizlerin Yahudi karşıtı politikalarını çok iyi biliyorlar.

Neden mi? Balfour’dan birkaç sene sonra sözde Yahudi taraftarı olan İngiltere’nin politikasının tamamen Yahudilerin aleyhine döndüğünü ve bölgedeki çıkarları adına, olası her türlü barışı son dakikaya dek sabote ettiğinin farkındalar. İngilizlerin sayesinde Filistin meselesi günümüze dek çözülemeyen bir sorunlar yumağı haline dönüşmüştü. Geleneksel Yahudi düşmanlığının da etkisinde, dünya kamuoyu bu sorunu sâdece İsrail’in üzerine yükleniyor. İsrail yönetimine göre; eğer İngiliz diplomasisi, bir hayalet gibi Filistin meselesine Mısır, Suriye ve diğer Arap ülkelerini dahil etmemiş olsaydı; Yahudiler ve Ürdün Nehrinin her iki tarafında bulunan Filistinli Araplar arasında, ülkede iç savaş çıkmadan on yıl önce ülke barışçıl bir şekilde taksim edilmiş olacaktı. İngilizlerin sömürü amaçlı olarak bir ülkeye getirdikleri ‘medeniyet’ ile kamufle olup su yüzeyine saygınlıkla çıkmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Bir asır kadar önce Ortadoğu haritasını çizen fakat Çanakkale’de uğradıkları yenilgiyi unutamayan üstelik Türkiye üzerindeki emellerini de gerçekleştirmeyen İngilizler, günümüzde de bölgedeki siyasal aktörler arasında pek görünmemekle beraber; özgün politik tutkularından ve yöntemlerinden vazgeçmedi.(7)

Bakınız:
1- Cemal Tunçdemir/ Tarihin en büyük pembe dizisi: İngiliz Kraliyet Ailesi/ http://amerikabulteni.com/2013/07/29/tarihin-en-buyuk-pembe-dizisi-ingiliz-kraliyet-ailesi/
2- http:// https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44638758
3- www.salom.com.tr/haber-107239- prens_william_ortadogu_turunun_ilk_ayaginda_urdundeydi.html
4- https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201806261034026379-ilk-ingiltere-kraliyet-ailesi-uyesi-israil/
5- https://www.debka.com/mivzak/prince-william-hails-israel-uk-ties-which-have-never-been-stronger/
6- http://tr.euronews.com/2018/06/28/prens-william-dan-filistin-e-tarihi-ziyaret
7- Yusuf Besalel / İsrail-Arap Savaşının Baş Sorumlusu: İngiltere/ http://www.salom.com.tr/haber-103991-Israilarap_savasinin_bas_sorumlusu_Ingiltere.html
Ömür Çelikdönmez