KÖŞE YAZARLARI

HÜRMÜZ BOĞAZI, PETROLÜN VAZGEÇİLMEZ KORİDORUDUR

ABD, dünyada öngördüğü stratejik politikalarını gerçekleştirmek için zaman zaman uluslararası hukuku ve mütekabiliyet esaslarını hiçe sayarak ya bölgelerde oluşturduğu baskı unsurlarını ya da ekonomik hatta siyasi yaptırım formüllerini kullanmaktadır.
Buna ek olarak ABD’nin özellikle Ortadoğu’ya yönelik Hürmüz Boğazının Suudi Arabistan kıyısında inşa ettiği 5. Filo Merkezi tehdit unsuru olarak sergilenmektedir.
Geçtiğimiz aylarda ABD’nin, herhangi bir yaptırım uygulamadan başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile yapmış olduğu anlaşmalarla 100 milyarlarca dolarlık silah satışının yapılmasını, eğitim sistemlerinin kendine göre değiştirilmesi ile denetimini, Kutsal Kuran’da Yahudilerin adının geçtiği ayetlerin gündemden uzak tutulmasını, Suudi Arabistan’da basılan Kuran-ı Kerimlerin diğer İslam Dünyası ülkelerine gönderilmemesini ve 3000 civarında cami imamının işlerinden el çektirilmeleri gibi konuları içeren tüm talepleri gerçekleşmiştir. Aslında Arapların Sykes-Picot ile başlayan batıya bağımlılıkları halen devam etmektedir.
Şimdi sıra İran, Türkiye ve Çin gibi ülkelere gelmiştir. İran’a baktığımızda, ABD’nin İran’a yönelik 4 Ağustos’ta başlayan ekonomik ambargosu ve 4 Kasım’da geçerlilik süresi dolacak olan petrol yaptırımları uygulaması süreci başlatılmıştır.
Ekonomik ambargo kapsamında şirket ve hükümetlerin İran ile Dolar birimiyle çalışmayacakları ve uluslararası para transfer işlemlerinin durdurulacağı, İran Riyaliyle teamülün yapılmayacağının yanı sıra altın, demir, alüminyum ve hatta kömürün İran’dan ithalatının yasaklanacağı gibi konular yer almaktadır.
Petrol yaptırım kararındaysa ABD’nin hiçbir ülkeye ayrıcalık tanımayacağı gibi özellikle Türkiye, Çin ve hatta Hindistan de hedefleri arasındadır. Aksi takdirde bu ülkelere yeni yaptırımlar uygulanacaktır.
Ekonomik ve petrol yaptırımları uluslararası ortamda bir tartışma zemini yaratmışsa da BM’nin seyirci kalması düşündürücüdür.
İran’ın üst düzey yetkililerinin, “İran’ın petrol ihracatı engellenirse Hürmüz Boğazı’ndan dünyanın diğer noktalarına geçişine izin vermeyeceğiz” yönündeki açıklamaları ortalığı karıştırdı.
İran’ın coğrafi konumu açısından en önemli noktasını teşkil eden Hürmüz Boğazı, Basra Körfezine kıyısı olan ülkelerin açık denizlere ulaşabileceği ve petrol taşımacılığının tek yoludur. Her gün dünya petrol taşımacılığının 1/3 ü olan 18.5 Milyon varil ham petrol ve türevleri bu boğazdan geçmektedir. İran’ın ham petrol ve doğalgaz sevkiyatına gelince İran dünya petrolünün %4’ünü üretmekte ve dünyaya günde 2.28 Milyon varil ham petrol ve 330 bin varil doğalgaz ihraç etmektedir.


Haritada görüldüğü gibi İran’ın Hürmüz Boğazı’nın 5 farklı noktasında İran Devrim Muhafızları için deniz üsleri bulunmaktadır. Bu üsler arasında İran’ın işgali altındaki ve BAE’nin talep ettiği Abu Musa Adası yer almaktadır. Yine haritada görüldüğü gibi Çin, Hindistan, Güney Kore, Türkiye ve İtalya İran’dan büyük miktarlarda petrol ithalatı yapan başlıca ülkelerdir.
İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin ile yıllık petrol ithalatının neredeyse %50’sini karşılayan Türkiye, ABD’nin petrol yaptırımı kararına uymayacaklarını açıkladılar.
Batı medyasında, ikinci sırada yer alan Hindistan’ın hem İran’ı hem de ABD’yi idare etmeye çalıştığı ve petrol alımına devam edeceği de ileri sürülmektedir.
Güney Kore ile Japonya’nın İran’dan petrol alımını devam ettirmek için yaptırım kararının dışında tutulmaları yönünde görüşmeler içinde oldukları söylenmektedir.
Günde 450 Bin varil petrol ithal eden Avrupa ülkelerine gelince yaptırım kararıyla çelişkili tutum içerisindeler.
İran’dan petrol alımında İngiltere, Fransa ve Almanya arasında yapılan anlaşmalar gereği Dolar yerine takas sistemi gibi alternatif bir mekanizma kurulacağından bahsedilmektedir. 
Bütün bu gelişmelerin yanı sıra Trump’ın İran Lideri Ruhani ile hiçbir ön koşul olmadan görüşme talebinde bulunması kafaları karıştırmıştır. İran ise ABD yönetimi ile daha önce imzalanan nükleer anlaşmasının canlandırıldığı takdirde görüşme yapabileceğini bildirmiştir.
Uluslararası siyasi ilişkilerde nabza göre şerbet veren ABD acaba kendi görüşlerini yeniden gözden geçirmeyi düşünüyor mu?

Dr. Cüneyt Mengü
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yeni Bakanlar Kurulu İran savaşı ile Irak ve Suriye operasyonlarına göre mi hazırlandı?

Habertürk Gazetesi Washington Temsilcisi Serdar Turgut birinci hedefinin Amerikan yönetiminin her kademesinde yer alan insanların beyin yapısını ve düşünce sistematiğini okumak ve anlamak olduğunu belirtmişti. Bu nedenle gözlemlerini önemsiyorum. Serdar Turgut’un; “Washington’daki en tecrübeli yabancı muhabirler arasındayım. Yıllardır dün gibi Türkiye’nin pür dikkat ve heyecanla izlendiğini görmedim. Yönetimin tüm birimlerinde insanlar Başkan Erdoğan’ın birinci gününün içerdiği mesajlara konsantre olmuştu. Onun ilk gün yaptığı tüm konuşmaların çevirileri anında analiz edildi. Birimler başkanlık döneminde Türkiye’nin yönünün ne olacağına ilişkin tahminler yapmak ve bunun Türk-Amerikan ilişkisini nasıl etkileyeceğini çıkarmaya çalıştılar. Ben çok uzun süredir Amerikan yönetimlerinin Türkiye’ye bu kadar önem verdiğini ve dikkat kesildiklerini görmemiştim” tespitlerine bakılırsa ABD yönetimi yeni süreçte Türkiye’nin atacağı adımları önceden öngörmeye çalışıyor. Amerikalıları üzmemek adına İbrahim Kalın’ın Dışişleri Bakanı yapılmadığı doğru mu?
Bu sorunun cevabını da Serdar Turgut’tan öğrenmek mümkün. Bakanların henüz daha açıklanmadığı saatlerde Washington’da konuştuğu insanlara “Sizin en çok merak ettiğiniz konu nedir” diye soran Turgut’a verilen cevap oldukça şaşırtıcı. Doğal olarak hemen herkes dışişleri bakanının kim olacağını merak ediyordu. Ama ilginç bir detay vardı burada. Konuştuğu hemen herkes “İnşallah İbrahim Kalın olmaz” diyordu. Bunun nedenini öğrenmek isteyen Turgut, sorusuna çok ilginç bir cevap aldığını söylüyor. Bunların dediğine göre İbrahim Kalın Washington’daki etkin isimlerle temasını, diyaloğu hiç koparmamış. O nedenle ABDli diplomat ve bürokratlar; dün isimler açıklanmadan önce “Şimdi o bakan olursa bu diyaloğumuz ve dirsek temasımız kopar mı diye çekiniyoruz” diyorlarmış. Neyse ki korktukları olmamış. Serdar- Turgut diyor ki; Washington’u ve iç işleyişini çok iyi bilen İbrahim Kalın’ın özellikle sosyal medya üzerinden diyaloğa Washington’un bayağı önem vermekte olduğu açıktı. Bu detay bana dış politikanın iç işleyişini anlamam açısından başka bir ufuk açtı.”(1) Siz ne anladınız?
Daha önce Binali Yıldırım’ın Başbakanlığı döneminde Başbakanlık Müsteşarlığına atanan Fuat Oktay’ın Başkan Yardımcılığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle tam bir ters köşe pozisyonu yarattı. Çünkü ön plana çıkmayan, görevine odaklanması ile tanınan Oktay, medyatik olmayı pek sevmiyordu. Bu açıdan bürokrat ve teknokrat karışımı bir yapısı olduğu söylenebilir. Oktay’ın Cumhurbaşkanı Yardımcılığına getirilmesi sürpriz olarak nitelendiriliyor.(2) Fuat Oktay; 2012-2016 tarihi arasında Başbakanlık AFAD Başkanlığı görevini yürüttü. Çeşitli sektörlerde uzmanlaştığı risk ve kriz yönetimi alanlarını, afet ve acil durum yönetimi konularında etkin bir şekilde uygulayarak birçok uluslararası kuruluş ile iş birliği içerisinde çalışmalarını Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına koordine etti. Başbakan Binali Yıldırım’ın göreve gelmesiyle “devletin mutfağı” diye tabir edilen Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirilen Fuat Oktay “son Başbakanlık Müsteşarı” olarak tarihte yerini aldı.
Müsteşarlığı döneminde Suriye sınırındaki terör tehditlerine karşı yürütülen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları kapsamında kurumları arası koordinasyon görevini üstlenmesi nedeniyle; Suriye sorununun çözümünde kilit isim olduğu söylenebilir. Yeni Bakanlar Kurulunda MHP’den kimse yer almadı. Siyasetçi, özel sektör ve bürokrasi karmasının görüldüğü yeni kabinede özel sektörün daha fazla temsil edildiği görülüyor. Özel sektörde CEO’luk yapan Ruhsar Pekcan’ın Ticaret Bakanlığı görevine getirilmesi bence Ankara’nın Şam politikasında ekonomik diplomasi kanallarını kullanılacağının işareti. Çünkü Ruhsar Pekcan DEİK-Türk Suriye İş Konseyi başkanlığını yürütmüş bir isim. Bakanlığının açıklandığı ana kadar da TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkan yardımcılığı uhdesinde bulunuyordu.(3)
Milli Eğitim camiası nasıl eğitimci kökenli Ziya Selçuk’un bakan atanmasına sevindiyse Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bu göreve getirilmesi ister emekli olsun ister muvazzaf en çok askerleri rahatlattı. Türkiye’de çok partili hayata geçildikten sonra asker kökenli milli savunma bakanlarının atanmaması söz konusuydu. Uzun bir aradan sonra Türk Ordusunu yakından tanıyan, sorunlarını bilen bir ismin Milli Savunma Bakanı olması birkaç açıdan önemli. TSK mensuplarının çok önem verdiği kurumsal hiyerarşik yapının muhafazası noktasında, Genelkurmay Başkanlığından bir ismin askerden sorumlu bakanlık makamında bulunması, rütbelilerin itaat ve saygı hassasiyetinin Cumhurbaşkanlığı yönetimince dikkate alınması demektir. Askerler bu aşamadan sonra sorunları Marko Paşa’ya değil, kendilerinden birine Hulusi Paşa’ya anlatabilecektir. Bir başka önemli kazanımda Süleyman Demirel’in “Herkes, istediği şekilde inanmaya devam etsin ve yine herkes din ve devletin ayrılması gereğine inansın ve camiye, okula, kışlaya siyaset sokulmasın” sözlerindeki seküler gerçekliğin yansımasıdır.
Akar; askeri bürokrasiye kolaylıkla nüfuz edebilecektir. Ayrıca askeri diplomasi tecrübesini özellikle NATO kapsamında değerlendireceğinden önümüzdeki günlerde bölgemizde yaşanabilecek gelişmelerde inisiyatif alabilecektir. Neden mi? Ankara; Bağdat ve Tahran ile sıkı işbirliği içinde PKK’nin Kandil Dağları’ndaki kalesine yönelik askeri operasyonlarını sıklaştırıyor. Bu örgüte karşı askeri operasyonlar sonuç alınıncaya kadar daha da tırmandırılacak. Türk ordusunun hem içeride hem Kuzey Irak’ta artan askeri operasyonlarına paralel olarak, İran’daki İslamcı Devrim Muhafızları da, ülkenin batı ve kuzeybatı sınırı bölgelerinde Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’ne (PJAK) karşı savaşını yoğunlaştırmış durumda. Ankara, Trump yönetimiyle, ABD’nin Suriye’deki başlıca vekil gücü olan Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Fırat Nehri’nin batı yakasında bulunan Menbiç kasabasından çekilmesi konusunda bir “yol haritası” üzerinde anlaşmaya vardı. Ankara ile Washington, 4 Temmuz’da başlayan 90 gün içinde sona erecek ve Menbiç’teki bir yerel yönetim kurulmasını içerecek bir süreç konusunda anlaştı.(4)
Dün bakanlar kurulu açıklanmadan önce; “TSK kökenli isimlerin Erdoğan tarafından görevlendirilmesi durumunda TSK komuta kademesinde taşlar yerinde oynayacağından yeni görevlere yeni isimlerinde gelmesiyle bir değişim yaşanması muhtemel. Yeni sistemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı kendisine yardımcı seçmesi durumunda Türk Silahlı Kuvvetlerinde beklenilmeyen bir görev değişikliğine bağlı kaymalar yaşanabilir. 1972’de kurulan Yüksek Askeri Şura bütün üyelerin katılmasıyla toplanmadan bu atama kararlarının nasıl yapılacağı da merak konusu?” demiştim.(5) Türk aklı anında çözüm üretti. Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 9. maddesinin ikinci fıkrası gereğince Genelkurmay Başkanlığı, Genelkurmay 2. Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığına ait atama kararları Resmi Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararlara göre, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığına getirilmesiyle boşalan Genelkurmay Başkanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in ataması yapıldı. Kara Kuvvetleri Komutanlığına Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ümit Dündar, Genelkurmay 2. Başkanlığına ise Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Metin Gürak getirildi.(6) Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle; TSK’da albaylıktan tuğgeneral, tuğamiral rütbelerine terfilerle generallik ve amirallikte bir üst rütbeye atamalar Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak. Genelkurmay Başkanı, orgeneral ve oramiraller arasından atanacak, 4 yıl görevde kalacak. Muvazzaf subayların terfileri her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü yapılacak ancak bu tarih Cumhurbaşkanı tarafından farklı bir tarih olarak da belirlenebilecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) albaylıktan tuğgeneral, tuğamiral rütbelerine terfilerle generallik ve amirallikte bir üst rütbeye atamalar Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak.
Yeni Genelkurmay Başkanının şans yüzüne güldü. 2017 YAŞ kararlarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanan Yaşar Güler’in, Hulusi Akar’ın emekliliği sonrası TSK’nın yeni komutanı olması bekleniyordu. Nitekim oldu da. Erken seçim sonuçlarına göre yeni açıklanan bakanlar kurulunda Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanı atanması Yaşar Güler’in bir yıl önce Genelkurmay Başkanlığına getirilmesini sağladı. 15 Temmuz darbe girişiminde darbeci askerin ele geçiremediği, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’da güvenliğini sağlayan ve darbecilere karşı yaptığı sert açıklamayla TSK’da darbe karşıtı unsurları bir araya getiren dönemin 1.Ordu Komutanı Ümit Dündar 2016 YAŞ’ta sürpriz bir şekilde Genelkurmay 2. Başkanı olmuştu. 2017 YAŞ kararlarında da Ümit Dündar’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanması beklenirken ilgili sürpriz bir karar çıkabileceği konuşulmuş, 2016-2017 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı görevini yürüten Güler; Kara Kuvvetleri Komutanlığına atanmıştı. 2015’te 1. Ordu Komutanlığı’na getirilen Dündar, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Genelkurmay Başkan Vekili olarak atanmış, bir süre bu görevi üstlenmişti. Dündar, 28 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura kararıyla Genelkurmay 2. Başkanı olmuştu. İki yıldır Kara kuvvetleri Komutanlığı bekleyen Orgeneral Ümit Dündar, nihayet dün muradına erdi. Genelkurmay 2. Başkanlığına getirilen Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Metin Gürak; daha önce Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanlığı, Kara Kuvvetleri EDOK Muharebe Hizmet Destek Eğitim Komutanlığı ve 4. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulunmuştu. 15 Temmuz gecesi Metin Gürak, Genelkurmay Başkanlığı nizamiyesinde darbeciler tarafından derdest edilmişti. 28 Temmuz 2016 YAŞ kararları sonrası Kocaeli Garnizon Komutanlığı’na atanmış ama bu görevi nedeniyle defacto olarak kıdem tenziline maruz kaldığı yorumları yapılmıştı. Tarih tekerrür etmeden hak tecelli etti.
Avrupa medyası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin töreninde Batılı hiçbir büyük ülkenin üst düzey yetkilisinin olmamasına dikkat çekiyor. Yazdıklarına bakılırsa Türkiye’nin parlamentoda muhafazakâr ve İslami çizgideki AK Parti ile milliyetçi MHP çoğunluğu ile dış politikada daha da artan milliyetçi bir yol izlemesi bekleniyor. Erdoğan son yıllarda Suriye’deki savaş, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, insan hakları ihlalleri ve darbe girişimi sonrası Avrupa’nın desteğinin yetersiz olması gibi konular nedeniyle ABD ve AB ile stratejik müttefikleriyle çatışıyor. Bu değişimin bir sinyalinin de yemin törenine katılan 22 ülke lideri arasında ABD, Almanya, Fransa ya da İngiltere gibi Batılı ülkelerin olmayışı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Venezuela Devlfet Başkanı Nicolas Maduro ve (Rusya Devlet Başkanı) Vladimir Putin gibi otoriter liderler Erdoğan’ı aceleyle tebrik etti ancak Batı daha kayıtsız davrandı. Bu, yemin töreninin davetli listesine de yansıdı. Bulgaristan’ın Cumhurbaşkanı Radev törene katılan tek Avrupa Birliği üyesi ülke lideriydi. 2 yıl önceki darbe girişiminin ardından Türkiye’nin en güçlü Batılı müttefiki olan İngiltere de törene bakan göndermedi.(7) İngiltere kendi derdine düştü, iki bakanı istifa etti. Hükümet krizinin pençesinde kıvranıyor. Ne diyelim kıskananlar çatlasın!
Bakınız:
1- http://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut-2025/2051806-baskan-erdoganin-ilk-gunu-washingtonda-nasil-izlendi
2- http://tr.euronews.com/2018/07/09/-yeni-turkiye-nin-ilk-kabinesini-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-acikladi – http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20941/kabine-aciklandi-genelkurmay-baskani-milli-savunma-bakani-oldu
3- https://www.dw.com/tr/türkiyenin-özel-sektör-ağırlıklı-yeni-hükümeti/a-44595156
4- Halil Çelik/ 21 Haziran 2018/ http://www.wsws.org/tr/articles/2018/06/21/turk-j21.html
5- http://kafkassam.com/yas-oncesi-hulusi-akar-cum-bsk-yrd-yasar-guler-gnkur-bsk-ismail-metin-temel-kk-komutani-mi.html
6- http://tr.euronews.com/2018/07/10/genelkurmay-baskanl-g-na-orgeneral-yasar-guler-atand-
7- https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-44775389
Ömür Çelikdönmez

Adnan Oktar’a operasyon ya da tersinden İran karşıtlığının faturası!

Adnan Oktar ve destekçilerine ‘cinsel saldırı, siyasi ve askeri casusluk, inanç istismarı’ suçlamalarının yöneltildiği operasyon Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yi desteklediklerini söyleyen Adnan Oktar, “İngiliz istihbaratı uzun süredir bize operasyon yapılmasını istiyor. Bu konuda Türkiye’ye heyet gönderildi. Tayyip Bey’in İngiltere ziyareti sırasında da bu talep kendisine iletildi” açıklamasında bulundu. Operasyon talebinin İngiliz istihbaratından geldiğini öne süren Oktar “Biz vatanına milletine bağlı insanlarız. PKK’ye, vatan millet düşmanlarına operasyon yapılması gerekirken bize yapılıyor. Bu operasyondan Tayyip Bey’in de İçişleri Bakanının da haberi olduğunu düşünmüyorum. Kırgın değilim ama şaşkınım.” dedi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun şubat ayında gerçekleştirilen toplantısında, Oktar’ın A9 TV üzerinden yaptığı yayınların ele alındığı ve bu yayınlara rekor cezaların uygulanmasına karar verildiği belirtilmişti. RTÜK’ün Üst Kurul toplantısında ele alınan raporda, kamuoyunda “Adnan Oktar’ın; “Adnan Oktar ile Sohbetler” isimli programında “Reyting kaygısıyla genç kızların cinsel meta olarak kullanılmaktan kaçınılmadığı, toplumun ahlaki değerlerini yozlaştıran bu tutumun ve aşırı dekolte giyim tarzının Adnan Oktar tarafından normalleştirilmeye çalışıldığı” yer almıştı.(1)
Oktar grubu uzun süredir İngiliz Derin Devleti’nin kendileriyle uğraştığını çünkü faaliyetlerini hazırladıkları kitapla deşifre ettiklerini ısrarla vurguluyor. İlginç olan bu iddialarına ilk kez İsrail’de yayımlanan Haaretz Gazetesinde yer verilmesi. 1918’de yayın hayatına başlayan Haaretz, merkez sol eğilimli yayın politikası izliyor. İsrail’in en eski günlük gazetesi. İngilizce sürümünün basımı ve dağıtımı International New York Times ile birlikte yapılıyor ve Berliner formatında İbranice ve İngilizce olarak basılıyor. Merkezi Paris’te olan ve ilk sayısı 1887’de neşredilen International New York Times, yurt dışında yaşayan ABD vatandaşları için İngilizce yayımlanan günlük gazete. İşte bu Haaretz gazetesinde İstanbul’a gönderdiği muhabirine Adnan Oktar ile yaptırdığı haberinde “Adnan Oktar’ın lideri olduğu dini seks tarikatı nitelemesi”nde bulunmuştu. Oktar Haaretz’e yaptığı açıklamasında “İngiltere’de bir derin devlet yapısı var, MI6 de işin içinde. Yaklaşık 300 kişiden oluşuyor. Bu derin devlet şimdi bize karşı bir kampanya başlattı. İngiliz gizli servisinin birçok önemli ismi Türkiye’ye geldi, MI6’in başındaki hanımefendi de geldi. Birçok kişiyle buluşup bizim hakkımızda konuştular.” demişti.(2) Mart 2018’de Adnan Oktar’ın ısrarla vurguladığı İngiliz Derin Devleti’nin kendileriyle uğraştığına dair söylemlere bu sabah gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili de aynı gerekçe gösterildi. Adnan Oktar cephesinden yapılan ilk açıklamada Oktar’ın televizyon kanalı A9’da programlar yapan Hüma Babuna şu ifadeleri kullandı: “Şu anda bütün Adnan Oktar hocam ve arkadaşlarımın evlerine polis baskını var. İngiliz derin devletinin oyunu bu son zamanlarda yaptığımız faaliyetler neticesinde oluyor. Allah tuzaklarını başlarına geçirsin.”(3)
BBC Türkçe’nin haberine göre; Grubun şaşkınlığı son seçimlerde destekledikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin töreninden birkaç gün sonra kendi gruplarına göre operasyon yapılmasından kaynaklanıyor. Nitekim Adnan Oktar’ın “Seçimlerde Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yi destekledik. Biz vatanına milletine bağlı insanlarız. PKK’ya, vatan millet düşmanlarına operasyon yapılaması gerekirken bize yapılıyor. Bu operasyondan Tayyip beyin de içişleri bakanının da haberi olduğunu düşünmüyorum. Kırgın değilim ama şaşkınım.” ifadeleri bunu gösteriyor.(4) Ne önemi var ama bilmiyorum ama BBC Türkçe bu haberi manşetten verdi. Adnan Oktar’ın asıl ismi Adnan Arslan. Aile şöhreti ise Arslanoğulları. Ankara Cebeci 1956 doğumlu. Cebeci deyince aklıma Ankaralı Hüseyin’in söylediği “Gidene dur demeyiz Düşmeyiz biz dalgaya/ Ankara’nın bebesi Dönüp bakmaz arkaya/ Ulus, Cebeci, Çankaya Gardaş deriz kankaya/ Bize her yol Paris değil La bize her yer Ankara” türküsü geliyor.(5) Adnan Oktar’ın babasının ismi resmi kayıtlarda Yusuf Oktar Arslan olarak geçmektedir. Küçük yaşta babasını kaybeden Adnan Oktar; İlk ve orta öğrenimini Ankara’da, ortaokulu Cebeci’de, liseyi Kurtuluş’ta okudu. Sonrasında tüm çabalarına rağmen üniversite diploması alamadı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimari bölümünden ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe ve Tarih Bölümlerini bitiremedi. Kamuoyunda Adnan Hoca olarak tanındı. Harun Yahya mahlasını hazırladığı kitaplarda kullandı.
Ateizm, Darwinizm ve Siyonizm karşıtı görüşlerini savunduğu kitaplar ve belgeseller hazırladı. Amacının “Dünya çapında barış, huzur ve sevgi ortamı oluşturmak” olduğunu ifade etmiştir.Adnan Oktar grubuna bağlı İnternet siteleri, TV ve değişik yayın araçlarıyla başlıca Mehdilik, Mehdi devri, evrim, yaratılış, ahir zaman, Mesih, İsa’nın dönüşü gibi konularda birçok yayın ile gündem oluşturdu. Harun Yahya takma adıyla çok sayıda biyolojik evrim karşıtı kitap yayınladı. Herkes tarafından Adnan Hoca’nın kedicikleri olarak bilinen kadınlar sık sık gündemde yer alıyor.(6) Adnan Oktar’ın da Seyyid olduğu iddiası mevcut. Rivayete göre aile büyükleri Hülagu döneminde Kafkasya’ya göç etmiş, daha sonra Osmanlı-Rus Savaşları ve Rus-Kafkas savaşları esnasında Osmanlı’ya sığınıp, Ankara Bala’ya yerleşmişler. Adnan Oktar’ın dedesi Ömer Bey’in dedesi Beslen Arslan Kasayev’in kökeni Nogay Hanlığı’na dayanıyor. Beslen Arslan Kasayev’in ailesi Arslanoğulları lakabıyla meşhur. Arslanoğulları, 1827’de Kafkas Valiliği için hazırlanan bir belgede adı geçen 21 seyyid ailesinden biri görülüyor.(7)
Adnan Oktar Diyanet İşleri Başkanı Prof Dr. Ali Erbaş ile girdiği polemikten zarar gördüğünü daha yeni anlıyordur. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, A9 kanalında yaptığı programla tartışılan Adnan Oktar hakkında, “Tamamen akli dengesi herhalde bozulmuş” değerlendirmesinde bulunmuş ve programı gördüğü zaman tüylerinin diken diken olduğunu söylemişti. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Erbaş, gazete ve televizyonların Ankara temsilcileri ile görüştüğü toplantıda Oktar’ın akli dengesinin yerinde olmadığını söylerken A9 kanalında yayınlanan program hakkında “İnşallahlar, maşallahlar havada uçuşuyor. Dini bir takım referanslar ve orada dansöz oynatıyorsun böyle bir şey olabilir mi?” ifadelerini kullanmıştı.
Adnan Oktar’da, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kendisine yönelik olarak kullandığı “Tamamen akli dengesi bozulmuş” ifadesine tepki göstermiş, Erbaş için “Kerhanelerden alınan paralarla, vergilerle maaşlarınız ödeniyor. Bunlara sesinizi çıkarttınız mı? Gıkın çıkmıyor hoca efendi” tarzında pek yenilir yutulur olmayan sözler sarf etmişti.(8) Ekim 2017’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cevat Babuna’nın eşi, Adnan Oktar’a ilişkin bir dosyayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiklerini açıklamıştı. Cevat Babuna, yıllar önce yaptığı bir açıklamada Adnan Oktar için, “Çocuklarımın beynini yıkadı. Onun yüzünden mutlu ailemiz dağıldı” demişti. Seçimden önce Oktar ekibine yönelik bir operasyon düzenleneceği iddia edilmiş ancak bir hamle gelmemişti.(9)
Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Neden mi? Çünkü her geçen gün ABD, komşumuz İran üzerine çullanmak için gün sayıyor. Böyle bir ortamda Türkiye’nin tarafsızlık adına operasyonu desteklemediğinde İran için neler yapabileceğinden söz etmiştim. Demiştim ki; “Türkiye ABD’nin İran operasyonuna destek vermemesi durumunda öncelikle ülke içinde ABD istihbaratına angaje sözde Şia karşıtı Ehli Sünnet grupların hareket kabiliyetlerini azaltır, kontrol altında tutar. Sayın Cumhurbaşkanının dinin güncellenmesi çıkışı bu yönde atılan bir adım olabilir. Ayrıca Türkiye ile irtibatlı etnik ve dini grupların İran rejimi aleyhtarı eylemlere girmesini engeller. Özellikle Güney Azerbaycan Türklüğü ve Sünni Türkler üzerinden bunu gerçekleştirir.”(10) Nitekim birkaç ay önce Alpaslan Kuytul’un başında olduğu Furkan Vakfını polis basmıştı. O süreçte arasının açık olduğu cemaatleri tasfiyeye hazırlandığı belirtilen AK Parti’nin sıradaki hedefinin ise Adnan Oktar olduğu ileri sürülmüştü. Oktarcılar bu durum üzerine çoktan harekete geçmiş, grubun kadın mensupları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup üyeleriyle birlikte olduğu görüntüleri paylaşmıştı.(11)
İşi gücü bırakıp Adnan Oktar için Türkiye’ye geldiği belirtilen MI5 veya MI6’nın başındaki kadın istihbaratçı kim? Oktar ekibin fırlattığı oklar 13 Mayıs 1935 doğumlu Dame Stella Rimington’ı gösteriyor. Rimington, Delhi’de MI5 (İngiliz İç İstihbarat Servisi) için haftalığı 5 sterline memur olarak çalışmaya başlar. Bir manastır okulundan mezun Essex’li bu genç kızın ilk işi Worcestershire Bölgesi Kayıt İşleri Müdürlüğü’nde yardımcı arşiv memurluğudur. Kısa bir aradan sonra 1967’de tekrar çalışma hayatına dönmesi ile 1991’de MI5’ın başına getirilmesi arasında geçen 24 yıl hakkında fazla bir şey bilinmiyor; daha doğrusu bilinmiyordu. Kim derdi ki bir gün Stella, dünyanın en önemli haberalma teşkilatlarından biri olan MI5’ın ilk kadın genel direktörü olacak? 1991’de gerçekleşen bu atama, geleneksel İngiliz bürokrasisinde devrim olarak nitelendirilmiş, kamuoyuna da TV aracılığıyla açıklanmıştı. İlk kez bir MI5 genel direktörü TV’de etten ve kemikten imajı, biyografisi ile halka tanıtılmıştı. 1999’da emekliye ayrılmıştı.(12)
Dame Stella Rimington’la ilgili Adnan Oktar ve ekibinin iddialarını araştırdım. Lakin emekli istihbaratçı yaşlı bayanın Türkiye’ye geldiğine dair bir bilgiye rastlayamadım. Ancak bu konulara meraklı olduğunu bildiğim bir dostum; “-sen yazdın ya!” deyince şaşkınlığım tavan yaptı, “- ne yazması, kadının ismini ilk kez duydum?” dediğimde, Anglikan Kilisesi Canterbury Başpiskoposu Justin Welby’in 15 Şubat 2018’de Türkiye’yi ziyaretiyle ilgili yazımı işaret etti. Anglikan Kilisesi Başpiskoposu Justin Welby; Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmişti.(13) İddiaya göre Justin Welby’in ekibinde Dame Stella Rimington’da vardı. Justin Welby ile Dame Stella Rimington özel sektörden tanışıyordu. Her iki isimde enerji sektöründe çalışmıştı. 2005’te Dame Stella Rimington da BP’de yönetim kurulu üyeliği yapmıştı. Nereden nereye?
Adnan Oktar ve takipçileri İngiliz derin devletini gündem getirirler de eski Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan durur mu? O da Melih Gökçek ile ilgili, 1980 öncesinde İngiliz istihbaratı ile ilişkili olan Mücadele Birliği’nin çıkardığı Bayrak Gazetesi’nin Ankara temsilcisi olduğunu iddia ediverdi.(14) Kediciklerin camiasına yapılan operasyon Made İn Turkey. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir güvenlik tasarrufu. Türkiye aciz mi ki İngiliz Derin Devleti’nin aklıyla hareket etsin? El insaf!
Adnan Oktar bu tür operasyonlar konusunda deyim yerindeyse biraz şerbetli. İlk kez başına gelmiyor. Bu konuda oldukça tecrübeli olduğu söylenebilir. 1980’li yıllarda ilk kez cezaevi ile tanıştı. Yahudilik ve Masonluk üzerine ilk kitabını yayınlayan Adnan Oktar, o dönemde dini propaganda suçlaması ile 19 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Oktar, cezasını cezaevi yerine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde geçirdi. Adnan Oktar’a bugün gözaltına alınmasına neden olan suçlamaların benzerleri 12 Kasım 1999’da yapılan polis baskınında da yöneltildi. İstanbul polisi, 12 Kasım 1999’da 50 adrese birden düzenlediği baskınlara gerekçe olarak Adnan Oktar ve ekibini “şantaj çetesi” olarak suçladı. Adnan Oktar’ın Emniyet’teki ifadesinde, manken Ebru Şimşek, dansözler Leyla Adalı ve Tanyeli’ye ‘fahişe oldukları için’ şantaj yaptırdığını itiraf ettiği yazılıp çizilmişti. Oktar’ın itiraflarına göre, şantaj listesinde politika dünyasından Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar, Celal Adan, Meral Akşener; basın sektöründen de Dinç Bilgin, Zafer Mutlu, Fatih Altaylı, Ayşe Özgün, Ayşe Arman ve Savaş Ay’ın adı yer aldı. Hoca’nın imamları, Semra Özal’ın papatyalarından Nadire İçkale ile Eyilik Ailesi’ne de şantaj yapıldığı gazetelerde yer almıştı.(15) Ergenekon, Balyoz kumpasları ve hain 15 Temmuz darbe girişimine rağmen Devletin refleksini koruduğu anlaşılıyor. Sanki aşırı İsrail sempatizanlığı ve İran karşıtlığı törpüleniyor. İnsanın sorası geliyor; sırada kim ya da hangi grup veya cemaat var?
Bakınız:
1- http://tr.euronews.com/2018/07/11/adnan-oktar-ve-takipcilerine-operasyon-235-kisi-araniyor
2- https://theworldnews.net/tr-news/adnan-oktar-israil-gazetesinde-musluman-seks-tarikati – http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/951410/Adnan_Oktar__israil_gazetesinde…__Musluman_seks_tarikati_.html
3- https://tr.sputniknews.com/turkiye/201807111034228688-adnan-oktar-orgut-gozalti/
4- https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-44789807
5- http://www.turkulerimiz.biz/turku_sozleri-5688-bize-her-yer-Ankara-sozleri.html#.W0Xj_NUzaM8
6- https://www.dunyabulteni.net/guncel/adnan-oktar-grubuna-operasyon-oktar-da-gozaltinda-h425464.html
7- https://yasarcoskuner.wordpress.com/2012/04/03/adnan-oktarin-hayati-ve-eserleri/
8- https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802011032064760-adnan-oktar-diyanet-ali-erbas-kerhane-vergi/
https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802011032057960-ali-erbas-adnan-oktar-a9-diyanet/
9- http://haber.sol.org.tr/turkiye/adnan-oktar-operasyonunun-nedeni-ne-242480
10- http://kafkassam.com/olasi-abd-iran-catismasinda-turkiyenin-izleyecegi-strateji-ne-olur.html
11- http://haber.sol.org.tr/toplum/adnan-oktardan-dikkat-ceken-erdogan-hamlesi-226950
12-http://www.milliyet.com.tr/2001/09/18/pazar/yaznevsal.html
13- İngilizlerin gayrimeşru petrolcü piskoposu Türkiye’de ne arıyor?/ 17 Şubat 2018/ http://kafkassam.com/12390.html
14- https://www.sondakika.com/haber/haber-yasar-okuyan-dan-melih-gokcek-iddiasi-ingiliz-11036252/
15- http://www.internethaber.com/adnan-oktar-kimdir-nereli-hangi-ulkenin-casusu-foto-galerisi-1887651.htm?page=7
Ömür Çelikdönmez

Aliya İzzet Begoviç’in sevmediği Adnan Oktar düşmanı İngiliz kadın istihbaratçı kim?

Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç’in “Bizi toprağa gömdüler ama bilmiyorlardı biz tohumduk.” sözünü iyi düşünmeli. Gerçekten de Dayton anlaşmasına bakıldığında Boşnakların gömüldüğü daha net görülebiliyor. Bu tespit bana ait değil. Boşnak Bilim ve Sanat Akademisi Başkanı tarihçi Muhammed Filipoviç söylüyor. Çözümsüzlük sürdüğüne göre haklılığı kesin. 1-21 Kasım 1995 tarihlerinde Amerika’nın Dayton kentinde süren toplantıların ardından Bosna-Hersek’ten Aliya İzzetbegoviç, Sırbistan’dan Slobodan Miloşeviç ve Hırvatistan’dan Franyo Tucman 100 binden fazla kişinin öldüğü Bosna Savaşı’nı sonlandıracak ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşma bugün de geçerli olan Bosna-Hersek anayasasının temellerini oluşturdu. Dayton Anlaşması, Bosna Savaşı’nı durdurdu ama oluşturduğu bölünmüş siyasi yapı, ülkenin geleceğinin ayaklarına dolandığı ağır bir düğüm oldu.(1)

Bosnalı Müslümanların bilge lideri Aliya İzzet Begoviç; Dayton anlamasına ilişkin hatıralarında İngiliz hükümeti adına barış görüşmelerine katılan İngiliz istihbaratının önde gelen isimlerinden Barones Neville-Jones’in kendilerine düşmanca davrandığından söz eder. 2003’te Bosnalı lider Izzetbegoviç, görüşmeler sırasında Barones Neville-Jones ile ilgili “o bizi sevmediğini asla gizlemeyi denemedi” yorumunu yapmıştı.(2) Barones Neville-Jones’ten memnun olmayan sadece Aliya İzzet Begoviç değildi. Diplomasi kariyerine Vietnam’da başlayan, 1991 – 1995 yıllarında eski Yugoslavya’da üç yüz bine yakın insanın ölümüyle sonuçlanan iç savaş döneminin anılarını Bir Savaşı Bitirmek adlı kitapta toplayan, ABD Başkanı Clinton döneminde Bosna’da savaşı bitiren Dayton Anlaşmasının mimarı Richard Holbrook’ta Barones Neville-Jones’ten ifadelerle söz etmez. Latin, Yunan, Fransız ve İngiliz genlerini taşıyan Pauline Neville-Jones, Dayton’da Richard Holbrooke ile çatışmış, Bosnalı Müslümanların lehine sonuçlanabilecek anlaşma metninin ortaya çıkmasını engellemiştir.(3)

Onun bu tavrı Sırpları arkalamasının sonucuydu. Brcko kentinin Boşnaklara bırakılmaması için Sırp delegasyona gerekirse anlaşmayı boykot etmelerini gizlice kulaklarına fısıldayan İngiliz görevli Barones Neville-Jones’ti. Neden böyle yapmıştı? Çünkü 1820’lerde Pan-Cermenizm’den etkilenen Panislavizmin çıkışı Kırım Savaşı’nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığına bir tepkiydi. Bu nedenle Panslavizm, 1870’lerde Avrupa kamuoyunda “Rusya’nın öncülüğünde bütün Slavların birleşmesi” olarak algılandı. Ancak İngiliz siyaseti, Panslavizmi kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanmayı başardı ve Pan-Slavizm’i Avusturya Macaristan İmparatorluğuna karşı kullandığı gibi Osmanlı İmparatorluğunun baş belası yapmayı da becerdi. Slav milliyetçiliği Balkanları parçalamak için, Rusların ve İngilizlerin maliyeti düşük bir operasyon aracı oldu. İşte derin İngiliz siyaseti Dayton Anlaşmasının Bosnalı Müslümanların lehine maddeler içermesini elinden geldiğince engelledi.

Dünkü yazımda Adnan Oktar ve ekibinin ısrarla “-İngiliz Derin Devleti’nin faaliyetlerini deşifre ettikleri için İngiliz İstihbaratının başındaki kadın görevlinin kendilerine yönelik operasyon yapılması için uğraştığını gündeme getirdiklerini” belirtmiş, bu ismin 13 Mayıs 1935 doğumlu, dünyanın en önemli haberalma teşkilatlarından biri olan MI5’ın ilk kadın genel direktörü Dame Stella Rimington olduğunu yazmıştım.(4) Sanırım biraz acaeleye geldiği için isimleri karıştı. Dikkatli bir okuyucu; bu ismin Dame Stella Rimington değil Lordlar Kamarası ve tüm İngiliz istihbaratının başı sayılan Privy Council üyesi, Barones Neville-Jones olduğunu, bu yıl Ocak ayında Cumhurbaşkanıyla görüşmek için beraberindeki diğer Lordlarla Ankara’ya geldiğini, Türkiye ve Türk düşmanlığıyla tanındığı bilgi notunu gönderdi. Gelen heyetin temaslarını Hilal Kaplan’dan öğrenmek mümkün; “Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’ndan dört kişilik bir heyet, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi’nin davetiyle Türkiye’ye geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabul ettiği heyet, aynı zamanda Dışişleri ve Enerji bakanları ile görüştü. Muhalefet temsilcilerinden işadamları ve sanatçılara kadar uzanan muhtelif kesimlerle de görüş alışverişinde bulundu. Lordların basın mensuplarıyla toplantısında en dikkat çeken noktalardan biri, Türkiye ile İngiltere’nin NATO ittifakının iki önde gelen üyesi olarak ilişkilerinin pekiştirilmesi gerektiği ve Türkiye’siz bir NATO’nun çok zayıf duruma düşeceği kanaatinin sıklıkla belirtilmesiydi. Ayrıca Lord Stuart Polak’ın, Dışişleri Bakanı Johnson’ın sözlerine referansla, “Türkiye’nin sınırlarını koruması sadece hakkı değil, aynı zamanda vatandaşlarına karşı sorumluluğudur” ifadesi önemliydi.. Barones Neville-Jones ise, Türkiye’nin terörle mücadeledeki emeklerinin çok kıymetli olduğunu vurgulayarak, şu anda İngiltere’den terör örgütlerine katılan 850 kişi olduğunu, bunların karadaki hareketlerinin takibi ve istihbaratı noktasında Türkiye’ye minnettarlığını ifade etti.” (5)

Uzun bir ismi var; Lilian Pauline Neville-Jones. 2 Kasım 1939 Birmingham doğumlu. Lady Neville-Jones, Leeds Kız Lisesi ve Oxford (Modern Tarih) Lady Margaret Hall’da eğitim gördü. Muhafazakâr Parti’den. Barones Neville-Jones; 2007’den beri Birleşik Krallık Parlamentosu üyesi. Bilderberg toplantılarını organize eden İngiliz İstihbarat Komitesi ve MI5-MI6-GHQC askeri istihbarat ajanslarının vazgeçilmez ismi.(6) Türkiye’deki Bilderberg yapılanmasını iyi bilenlerden. 1972-1992 yılları arasında Bilderberg Türkiye Temsilciliği’ni yürütmüş, İş adamı, sanayici ve eski Galatasaray futbol kulübünün eski başkanlarından, Beyazıt Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Selahattin Beyazıt’ı mutlaka tanıyordur. Selahattin Beyazıt; İngiltere‘de Cambridge Üniversitesinde okurken, Lordlar Kamarası Başkanı Lord Brabazon of Tara hamiliğini üstlenmişti. Lord Brabazon daha o dönemde Beyazıt’ı Bilderberg Grubu ve Mason Locası’na aldırmıştır. Lord Brabazon’un Selahattin Beyazıt’e bu kadar sahip çıkmasının sebebi, babasıyla olan dostluk ilişkilerinden dolayıdır. Bu yıl ki Bilderberg toplantısına Türkiye’den de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü de (MIT) akademisyenlik yapan fizik mühendisi Canan Dağdeviren, Koç Holding Başkanı Ömer Koç, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde görevli Doç. Dr. Behlül Özkan, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Hürriyet Daily News genel yayın yönetmeni Murat Yetkin davet edilmişti.(7)

Neville-Jones; 2006’da Muhafazakâr Parti Ulusal ve Uluslararası Güvenlik Politikası Grubuna başkanlık etmek üzere David Cameron tarafından atanmıştı.(8) Barones Lilian Pauline Neville-Jones, Privy Council üyesi statüsünde Türkiye’ye de birkaç geldi gitti. 1 Mayıs 1708’de kurulan Privy Council, ağırlıklı olarak hem Avam Kamarası hem de Lordlar Kamarası’nın günümüz ya da eski üyeleri olan üst düzey bürokrat ve politikacılardan oluşuyor. Sanki bizdeki Encümeni Daniş gibi. Ama Encümeni Daniş katılımcılarının sayısı Privy Council kadar kalabalık sayılmaz. Bir elin parmağı geçmez. Privy Council, öyle mi ya? Büyük ölçüde parlamenterler olmak üzere yaklaşık 500 üyeden oluşan bu kurula Commonwealth liderlerinin yanı sıra kıdemli hâkimler ve başpiskoposlar da yer alıyor. Gizlilik içinde faaliyet gösteren, Privy Council kraliyet tüzüğünde yer alan 400 kurum, yardım kuruluşu ve şirketin işlerinden sorumlu.(9) Baroness oldukça ilginç birisi olmalı ki en çok sevdiği yemek iguana etinden yapılanlarmış.

Bakınız:
1- http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/dayton-sart-degildi
2-https://www.unitedagainstnucleariran.com/people/baroness-pauline-neville-jones
3- https://www.prospectmagazine.co.uk/magazine/backtodayton – . https://www.unitedagainstnucleariran.com/people/baroness-pauline-neville-jones
4- http://www.dikgazete.com/adnan-oktar-operasyonu-israil-sempatizanligi-ve-asiri-iran-karsitligi-torpuleniyor-mu-siradaki-kim-makale,741.html – http://kafkassam.com/15071.html – https://www.haber-sanliurfa.com/yazarlar/omur-celikdonmez/adnan-oktara-operasyon-ya-da-tersinden-iran-karsitliginin-faturasi/29602/
5- https://www.ahaber.com.tr/yazarlar/hilal-kaplan/2018/02/02/lordlar-kamarasindan-turkiyeye-bakis
6- https://tr.pinterest.com/pin/736831189007919314/
7- http://kafkassam.com/bilderbergi-kuran-turk-kim.html
8- https://www.bbc.co.uk/news/uk-politics-13338508
9- https://www.theguardian.com/politics/2015/oct/08/what-is-the-privy-council#top
Ömür Çelikdönmez

HİTLER SEÇİMLE İKTİDARA GELDİ YA SONRA..

Adolf Hitler; Benito Mussolini ve Stalin gibi Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya, İtalya ve Rusya’da yaşanan kargaşaların, sonucu ortaya çıkmıştır.

Adolf Alois Hitler (1889-1945) vasat bir Avusturya-Alman ailesinin oğluydu. Asıl soyadı Schicklgruber ve mesleği ev boyacılığı idi.

İlk darbe denemesi Münih’te Birahane Darbesi başarısız olur ve Hitler hapiste Mein Kampf/ Kavgam kitabını yazar ve gelecek hakkındaki projelerini açıklar.

Birinci Dünya savaşı sonucu Almanya, mağlup olduktan sonra müttefiklerin Versay Diktasıyla güçsüz hale getirildi. Weimar Demokratik Cumhuriyeti (1919- 1933), kargaşa-cadı  kazanı dönemiydi. Liberaller, Sosyal Demokratlar ve Komünistler at koşturuyorlardı.

Savaştan şeref madalyası sahibi ve zehirli gaz yaralısı olarak çıkan Onbaşı Adolf Hitler; mevcut DAP, Alman İşçi Partisi’ni NDAP, Nasyonal Sosyalist Parti yapar.

Savunduğu; Versay şartlarına karşı direniş, Almanya’nın hezimetinden sorumlu tuttuğu Yahudilere karşı anti semitizm, Aryan ırk Irkçılığı idi. Ve Hitler, kitleleri etkileyen bir hatipti! Weimar Hükümetlerinin liderlerinin zaaflarına mukabil, inandırıcı idi! Önce, yeni Nazi Partisinin liderliğini ele geçirir. Rakiplerinin bazılarını öldürerek bertaraf eder ve Tek Halk-Tek Reich (Devlet) ve Tek Führer (lider) olur.

Vurucu silahlı güçleri; SA-Strum Abteilungu, SS-Schutzstaffel paramiliter teşkilatıdır. Teşkilatın kurucusu ve rakip saydığı Ernst Roehm’u öldürtür.

Hitler; başlangıçta generalleri kullanır ve eski Şansölye Von Papen’i de yanına alır. Hitler iktidara 1933’de demokratik seçimle gelir. Almanya’nın Şansölyesi olur. Ama aynı yılın Şubat ayında Berlin’deki Parlamento binasının (Reichstag) kundaklanmasını bahane ederek demokratik hükümete -demokrasiye- son verir. Tek başına diktatör olur. SA ve SS

teşkilatları, Gizli Polis GESTAPO Almanya’da dehşet saçar. Almanya tam bir Polis Devleti olur. GESTAPO, SA ile birlikte Partinin dehşet kolları idi.

Yahudilere karşı Hitler’in Nihai Çözüm dediği dehşet yöntemleri; 1934’de SA’lar Kristal Gece diye anılacak bir gecede Yahudi ev ve dükkanlarına yaptıkları saldırılarla başlar. Toplama kamplarına, gaz odalarına ve fırınlara kadar sürecek vahşet, Hitler ve Nazilerin sonuna kadar devam eder.

Başlangıçta Alman Ordusu ve generalleri Hitler’den yanadır ama giderek Hitler; onlara karşı ikinci silahlı gücü SS’i Schtzstaffel’i adeta ayrı tam bir Ordu haline getirir. Almanya’nın felakete gittiğini anlayan albay ve generaller yakalanır ve yargılanmadan öldürülürler!

Hitler; Almanya’nın içinde rakipsiz diktatör olduktan sonra hayal ettiği Daha Büyük Reich’ı oluşturmak için önce Çekoslovakya’da Südet bölgesini zamanın İngiliz ve Fransız yönetiminin gafletinden yararlanarak ele geçirir ve sonra da Polonya’ya saldırır. Büyük Savaş başlar ve Fransa’yı dize getirene kadar sürer. İngiltere de hedeftir. Sonun başlangıcı

Rusya’ya saldırısıyla başlar. Stalingrad’da başarısızlık, dönüm noktası olur. Alman Ordusu ve eş Ordu SS, perişan halde geri döner.

ABD’nin Normandiya çıkarması ile ve Afrika dahil her cephede Nazi Almanyası’nın yenilgisi kesinleşir. ABD Ordusu Paris’i geri alırken Kızılordu, Berlin kapılarına dayanır ve Adolf Hitler, Berlin’de yakınlarıyla sığındığı bunkerde (yeraltı sığınağı) metresi Eva Braun’la birlikte intihar eder. Binlerce yıl yaşayacağına inandığı Üçüncü Reich o bunkerde sona erer. Hitler ve Braun’un cesetleri yakılır.

Hitler ve Nazi travması; en büyük Nazi gösterilerinin yapıldığı Nüremberg’de yapılan Uluslararası Mahkeme duruşmalarında suçlulara idam ve ağır cezalar verilmesine rağmen devam eder. Savaş sonrası Almanlar için kötü yıllardır. Ama çok geçmeden kendilerine geldiler ve gene bir ekonomik endüstri gücü oldu. Bu Alman mucizesidir.

Tarihte benzerleri gibi Hitler’in öyküsü de ibret alınacak bir öyküdür.

GüNüN SöZü: Geçmiş bugünün başlangıcı, yarınların ise temelidir.

ABD Türkiye ve Japonya’dan korkuyor çünkü Türkiye geleceğin süper gücü!

Bir önceki yazımın son cümlesi; ‘günümüzün Abdürreşid İbrahim’i, Toyama Mitsuru’su kim?’ sorusuyla bitiyordu. Oldukça ilgi çektiğini söyleyebilirim. Kadim üstad, muharrir Metin Hasırcı Beyefendinin Japonyaya askeri ateşe göreviyle gönderilen Rüştü Erdelhun hakkında ; “-27/Mayıs/ 1960 ihtilalinin devirdiği bir genelkurmay başkanımızdı.” malumatı beynimde şimşek çaktırdı. Acaba Türkiye; II. Dünya savaşı öncesinde Japonya ile başlattığı askeri işbirliğinden dolayı mı bu darbeyi yaşamıştı? Bir başka gönül dostu, uluslararası ilişkiler ve savunma sanayi uzmanı Bülent Okyar; ABD’de ‘Gölge CIA’ olarak bilinen Stratfor düşünce kuruluşunun başındaki George Friedman’ın Japonya/Türkiye işbirliğinin ABD’nin sonunu getirebileceğine dair görüşlerinden söz edince, demek ki dedim kendi kendime; Amerikalı sığır çobanları korkulu rüya görüyorsa tabirini de yapıyordur. İşte bu rüya tabircisi Stratfor’un başındaki George Friedman’ın korkusunu tetikleyen bir başka gelişme hiç şüphesiz,
Türkiye’deki görevine yaklaşık bir yıl önce başlayan Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima’nın Japonya Öz Savunma Kuvvetleri Günü resepsiyonunda Türkçe, “-İki ülke arasındaki dostluğun ve iş birliğinin daha da ileri gideceğini, İki ülke arasındaki mesafenin uzak olmasının bir anlam ifade etmediğini” belirterek “-Türkiye ve Japonya iki devlet tek yürektir” demesiydi.

Dünyanın en çok izlenen stratejik araştırma şirketlerinden Stratfor’un kurucusu siyaset bilimci Dr. George Friedman 2009 Ocak ayında; “Gelecek 100 Yıl- 21. Yüzyıl için Öngörüler -The Next 100- A Forecast for the 21st Century” kitabını yayınlamıştı. Kitabın içeriği George Friedman’ın 1996’da kurduğu STRATFOR’un ismi ile örtüşüyor. Çünkü STRATFOR; ‘Stratejik Tahmin’ kelimelerinden türetilmiş. Stratfor, Teksas’ın Austin kentinde1996’da kurulan özel bir istihbarat kurumu. Başındaki George Friedman’ın “Amerika’nın Gizli Savaşı”, “Savaşların Geleceği” gibi başka kitapları da mevcut. Türkiye’deki gelişmelerle ilgili olarak, Friedman tarafından kaleme alınan analizi “Türkiye-Yeni Osmanlıcılık” ve yeni ABD yaklaşımı konusunda ilginç bir çalışma olarak nitelenmişti. Friedman ve başında bulunduğu Stratfor, Pentagon’a da danışmanlık yapıyor. Stratfor, Asya’da 1997’de kriz yaşanacağını ABD yönetimine çok önceden bildirmişti.
“The Next 100- A Forecast for the 21st Century” kitabı; inanılmaz senaryolar ve tahminler içeriyor. Örneğin Rusya ve Çin gerileyip çöküyor, Üçüncü Dünya Savaşı çıkıyor ama uzayda gerçekleşiyor. Üstelik Türkiye de olayların merkezinde. Ortadoğu, Balkanlar, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’ya hakim bir imparatorluğa dönüşen Türkiye, hilafeti de canlandırmıştır.

Japonya Çin’in ve Rusya’nın Pasifik sahillerinde hakimiyet kurmuş durumdadır. Türkiye ise gerileyen Rusya’nın çıktığı Kafkasları kontrol etmektedir, Güney Ukrayna ve Güney Rusya’da büyük bir etki alanı oluşturmuştur. Kırım ve Odesa bölgeleri en yoğun Türk yatırımı alan yerlerdir. Türk etkisi Kafkaslar üzerinden Kazakistan’a ulaşmıştır. Balkanlar’da hakimiyet tesis etmiştir. Irak ve Suriye Türk bölgesine katılmışlardır. Petrolün önemi azaldığı için Arap yarımadasındaki devletler zayıflamıştır. Onlar da İran’a karşı Türk himayesini tercih etmişlerdir. Mısır çökmüş, Türkiye etkisini Mısır üzerinden Kuzey Afrika’ya yaymaktadır. Bu etki genleşmesini Türkiye; yumuşak güç (soft power) yöntemi ile silah kullanmadan ekonomik gücü ve siyasi etkisi ile gerçekleştirmiştir.Bilindiği gibi ‘yumuşak güç/soft power’ üzerinde etki kurma yöntemiyle bir kişi ya da topluluk üzerinde söz sahibi olma, dediğini yaptırma yeteneğidir. Ekonomik, siyasi ya da eylemsel müdahale içermemesi bağlamında kaba kuvvetten ayrılır. Strateji medyumu George Friedman’ın; “-yüzyılın sonlarına doğru ABD ile Türkiye-Japonya ittifakı arasında bir çatışma yaşanacak. Bu savaş bugüne kadar var olan klasik silahlarla yapılan savaşlardan tamamen farklı olacak. Yani bugünden bir tür bilim kurgu gibi görünen bir savaş yaşanacak. 21’inci yüzyılın gidişatını bu savaşın sonucu belirleyecek.” demesi, boşuna değil!

Neden mi? Çünkü neredeyse doksan yıl önce Atatürk’ün Teşkilatı Mahsusa Asya masası şefi Abdürreşit İbrahim’i görevlendirdiği Japonya operasyonu başarıyla sonuçlanmıştır. Türk Abdürreşit İbrahim ile Japonya’nın önemli şahsiyetlerden, Japon milliyetçiliğinin ve Asyacılığının öncülerinden, Mançurya’dan itibaren bütün Asya’nın Avrupalı emperyalistlerden temizlenerek bölgedeki Asyalıların Japonya liderliğinde birleşmesini amaçlayan Genyousha Cemiyeti’nin ve Kokuryuukai (Kara Ejderhalar) Derneği’nin kurucu lideri Toyama Mitsuru’nun başlattığı hareket, bereketlenmek üzere. 1909’da Abdürreşit İbrahim ve Toyama Mitsuru’nun Tokyo’da kurdukları Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı cemiyet dünya imparatorluğuna dönüşüyorsa, Amerikalıların korkmasından doğal ne olabilir? Lâkin biz Türkler deriz ki; korkunun ecele faydası olmadığı gibi Tanrı tektir ordusu Türktür.

Ömür Çelikdönmez