KÖŞE YAZARLARI

Şammar aşireti Vehhabi Suudilere şamar vurur mu?

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, Ramazan bayramı vesilesi ile Suudi vatandaşlarının yanı sıra dünyanın her yerindeki Müslümanlara hitaben konuşmasında ; Suudi Arabistan’ın kurucu Kralı Abdulaziz Al Suud’un yaklaşımını devam ettirerek, Suudi Arabistan’ın kutsal topraklara hizmet etmekten şeref duyduğunu, ülkenin kuruluşundan bu yana radikalizmi reddederek İslam ümmetini birleştirmeye çalıştığını söyledi. Kralın açıklamasına bakılırsa Suudi Arabistan hükümetinin, kuruluşundan bu yana tüm potansiyeli, politik ağırlığı ve uluslararası prestiji ile aşırılık ve terörizmle mücadele etmenin yanında, İslam dininin parlak imajını korumak için de çok çalıştığına inanmamız gerekecek.

Geçtiğimiz yıl Rakka, Haseke ve Deyr ez Zor bölgelerinde yaşayan 50 Arap aşiretinin lideri Şanlıurfa’daki Harran Otel’de bir araya gelmiş, toplantı, Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) komutasında yeni bir ordu kurmak için düzenlenmişti. Bu toplantıda Şammar aşireti de temsil edilmişti.
Türkiye’nin bu hamlesine karşı atak Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün cephesinden geldi. Adı geçen ülkelerin askeri danışmanlarından oluşan Arap koalisyon güçlerinin Suriye’nin doğusunda ve Heseke kentinde terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu olan SDG’ye destek için 2014’ten beri gizli çalışma yürüttükleri belirtiliyor. Bu faaliyet sözde Suriye’nin doğusunda Lübnan ve İran’a bağlı güçlerin bulunduğu, Irak sınırındaki Elbu Kemal bölgesinde 20 binin üzerinde İranlı paramiliter güçlere karşı. Bu amaçla Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonu Suriye’nin kuzeyine ve Fırat’ın doğusuna askeri güç göndermenin hazırlığını yapıyor. Terör örgütüne destek veren Arap güçlerinin bir diğer
görevinin de bölgede oluşturulmak istenen “Şii Hilali”nin önüne geçmek olduğu belirtiliyor.

Suriye Arap Aşiretleri Yüksek Şurası Sözcüsü Mazar Hamad Esad bu projeyi sahada yürütenlerden. Ona göre Suriye’nin kuzeyi ile Fırat’ın doğusuna Arap gücü yerleştirilmesi ve Arap aşiretleri ordusuna katkı sunacak ülkeler arasında Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Ürdün ve Mısır var. Hatta
Arap koalisyonu dışında Malezya, Pakistan ve Endenozya gibi bazı İslam ülkelerinin de bölgeye asker göndermesi gündemde. Bana kalırsa bu imkansız ve Arap goygoyculuğunun hayali. Bununla kalsa yine iyi. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde ikamet eden Arap, Kürt ve Süryani aşiretleri de bu projeye dahil edilmek isteniyor.

Düğmeye basan Trump olabilir mi? Çünkü ABD Başkanı Donald Trump’ın ”Suriye’de kalmamızı istiyorsanız finanse edersiniz” diye Suudi Arabistan’a baskı yaptığı biliniyor. Trump’ın bu çağrısı anlaşılan muhatap bulmuşki Suudi Arabistan; Pentagon’un YPG’nin öncülüğünde Suriye’nin kuzeyinde oluşturduğu Sınır Muhafızları Gücü’nü finanse etmeye başladı.
PYD/YPG’nin öncülük ettiği ve Arapların El Senadid Kuvveti’nin katıldığı Sınır Muhafızları Gücü de açıklama yaparak, Suudi Arabistan’ın kendilerini desteklediğini duyurdu. El Senadid Kuvveti, 2014’te Şammar aşireti tarafından IŞİD’le savaşmak için kurulmuştu. Sahada Suudi askeri danışmanları, Suriye’nin Irak sınırında, Musul kentine yakın Yarubiye’de sınır muhafızlarına katılımlar için kayıt tutuyor. PYD/YPG’nin de Suudi Arabistan’ın finanse ettiği yeni sınır muhafızlarına katılım için izin verdiği bölgeden gelen haberler arasında. Bölgedeki ekonomik sıkıntı, gençlerin sınır muhafızlarına katılmasında önemli etken.

Arap aşiretlerine bu teklifin cazip gelmesinin nedeni,
Washington ile Körfez ülkelerinin, Kuzey Suriye’de etkili olan ABD destekli terör örgütü YPG’nin elindeki toprakları Arap aşiretlerin kontrolüne bırakacağına dair söylentiler. SDG’nin kontrolündeki Doğu Fırat bölgesinin Körfez ülkelerinin desteğinde kurulacak yeni bir Arap ordusuna teslim edilmesine Arap aşiretlerinin sıcak baktığı söylenebilir. Buna göre YPG kontrolündeki Rakka, Suudi Arabistan destekli Ceyşül İslam grubuna teslim edilecek. Böylelikle SDG’nin kontrolündeki Kuzey Suriye bölgesindeki Arap bölgeleri yeni ordunun kontrolüne geçecek ve yeni bir yönetim kurulacak.Kim ne derse desin bu proje her ne kadar ABD patentli görülsede hiç şüpheniz olmasın Made İn Türkey. Neden mi? ABD ile Türkiye heyetleri arasındaki görüşmelerde Türkiye’nin ABD’ye dayattığı bazı talepler olduğu kesin. Münbiç, Rakka gibi kentler Arap güçlerine teslim edilecek ve bölgede yerel meclis ile polis idareyi alacak ve bölge halkı da topraklarına geri dönebilecek.

Ancak bu projede küçük bir ayrıntı; sinek ufaktır mide bulandırır kabilinden. Geçtiğimiz yıl PKK’nın Suriye kolu YPG’nin siyasi oluşumu PYD’nin eşbaşkanı Salih Müslim; bölgede yer alan ve Körfez ile bağlantıları bulunan Arap aşiretlerinin Suudi Arabistan ile akrabalık bağı olduğunu açıklamıştı. Dikkat çekici husus, birçok Arap aşiretinin YPG yönetimindeki Kuzey Suriye’de yer alan bağımsız yönetimde yer aldığını ve bundan gurur duyduklarını söylemesiydi.

Bu projenin insan kaynağını, Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, Suriye ve Ürdün’de mensupları bulunan şyaklaşık 5 milyonluk Şammar Aşireti sağlıyor. Bu aşiret; Katar, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak’a yayılmış olan Arap Yarımadası’nın en büyük aşiretlerinden ve 1’inci Dünya Savaşı sırasında son güne kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında yer almıştı. 5 milyon nüfusa sahip Şammar aşireti, S. Arabistan merkezli bölgesel güç mücadelesinin kilit taşı. Aşiret, Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt’ten Akdeniz kıyılarına dek geniş bir alana yayılı. Örneğin Şanlıurfa’daki İdveci aşireti, Şammar’ın bir kolu. Veliaht Prens Selman, aşireti arkasına alıp İran’a karşı Akdeniz’den Basra Körfezine kadar uzanan yeni bir müttefik kazanmak istiyor. Suriye’deki hazırlık birazda bu sebepten. Bu denli büyük bir alana yayılı aşiretin esas güç merkezi, Irak’ın kuzeyindeki Tikrit ve Musul şehirleri. Buralar Şammar aşiretinin adeta kalesi. Irak’ta DEAŞ’a karşı yürütülen operasyonlarda en büyük Sünni güç olarak yer alan aşiretin aynı zamanda Şii mensupları da var. Suudi hanedanı Şammarilere kancayı taksa da, bu aşiret nezdinde güvenirlikleri çokta yok. Şammarîler ile Suud ailesinin ihtilafı yüzyıl öncesine uzanıyor. İngilizlerin desteklediği Vehhabi aşiretlerini sevk ve idare eden Suudîler, Osmanlı idaresine isyan ettiler, 1912’de Riyad’a girdiler oradaki tüm Şammarî prenslerini öldürdüler ve onların eşleriyle evlendiler. Bu insanlık dışı vahşetin ardından Şammar aşiretinin kalan üyeleri Riyad’dan kaçtılar, Suriye’ye ve çoğunlukla Irak’a yerleştiler. Bu Sünnî aşiret, Suriye rejimine muhalif olduğu gibi, Irak’ın Şiî hükümetine de mesafeli. Şammar aşiretinin Stratejik konumu itibariyle “geçiş döneminde” önemli bir rol oynaması uzun süredir gündemde. Ancak aşiret mensuplarının en büyük hedefleri, yüzyıl öncesinde terk etmek zorunda bırakıldıkları Arabistan coğrafyasına geri dönmek. Suudî Arabistan Millî Muhafız Gücü’ne bazı Şammarî subaylar kumanda ediyor. Şerif Hüseyin ve El Suud ailesinin rakibi Reşid ailesi Şammar aşiretinden. Şammarilerin PKK /YPG dostluğu geçicidir. Asıl bağlantıları Türkiye Cumhuriyeti devletinedir. Zamanı gelince ne demek istediğim daha iyi anlaşılır diye umuyorum.

İnsan olmanın erdemini, millet ve ümmetce idrak edebileceğimiz, selamı yeryüzüne yayınız kutlu kelamının sırrına erebileceğimiz günlerin hasretiyle Ramazan Bayramını kutlar, size ve ailenize esenlikler dilerim.

Ömür Çelikdönmez

Irak seçimleri ve mavi bayrak direnişi

Irak'ta 12 Mayıs'ta yapılan seçimlere şaibeler karıştırıldığı gerekçesiyle tartışmalar devam etmekte, tansiyon bir türlü düşmemektedir. Aslında seçimlere hile ve usulsüzlükler karıştığına dair ilk tepki, referandum ve bayrak krizi gibi, Kerkük'te Türkmenlerden geldi ve kısa zaman içerisinde Irak'ın diğer vilayetlerine yayıldı.
Kerkük'te Türkmen oylarının çalınması ve Kürt partilere kaydırılması sebebiyle Türkmenler, 28 gün kesintisiz gece gündüz sürdürdükleri protesto ve oturma eylemlerinin Türk medyası tarafından çok fazla dikkate alınmaması düşündürücüdür.
Türkmenlerin yanı sıra Irak'ın genelinde birçok kuruluş temsilcilerinin yazılı ve sözlü tepkileri kapsamında seçimlerin iptal edilmesi için Irak Meclisi ve başbakanlık makamının duruma müdahil olmaları taleplerinin yanı sıra BM ve uluslararası insan hakları ve Irak mahkemelerine yapılan yüzlerce başvuru Irak genelinde ciddi bir ses getirmiştir.
Türkmenlerin mavi bayrak direnişinden rahatsız olan bazı çevrelerin yönlendirmesi ile Kerkük'te Türkmenlerin yoğunlukta bulundukları 3 mahalleye havanlı saldırılar düzenlenmiş, bunun sonucunda da bir kişinin ölümü ve birkaç kişinin yaralanmasına sebep olmuştur.
Bu bağlamda Kerkük'teki Arapların temsilcileri de seçimlere hile ve şaibe karıştırılmasının arkasında Peşmerge olduğunu ve siyasi partilere bağlı asayiş silahlı güçlerin Kerkük'e tekrar getirilme oyununun bir parçası olduğunu açıkladılar ve Kerkük'te seçimlerin yeniden yapılmasını talep ettiler.
Seçim sonuçlarıyla ilgili siyasal ve hukuksal yönden tartışmalar devam ederken Irak Meclisi elektronik sistemle sayılan oylara hile karıştırıldığı gerekçesiyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. 6 Haziran'da yapılan olağanüstü oturumda Meclisin hazır çoğunluğu tarafından alınan karara göre; %10 oranında oyların elle sayılmasında çıkan sonuçlar seçim sonuçlarıyla %25 oranında farklılık gösterdiği takdirde Irak'ın genelinde bütün oylar yeniden elle sayılacaktır.
Oturumda ayrıca yurtdışı seçim sonuçlarının iptal edilmesiyle birlikte Irak bağımsız yüksek seçim komiserliği üyelerinin görevlerinin dondurulmasına ve yerlerine 9 yargıcın atanmasına dair karar verilmesi siyasi ve hukuki tartışmalara yol açmıştır.
***
Bu gelişmelerle eş zamanlı, Bağdat'ın Rasafa bölgesindeki depolarda bulunan seçim sandıklarının yanması ve Kudüs tümeni komutanı Iranlı Kasım Süleymani ile seçimde ilk sırada yer alan birbiriyle zıt dört Şii grupla görüşmelerde bulunması krizin boyutlarını daha da derinleştirmiştir.
Irak Meclis Başkanı Selim Cuburi ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı İyad Allavi;  Irak halkının iradesini değiştirmek, halkı aldatmak ve oylarda sahtekarlık yaptıkları için yangın çıkışının kasıtlı olduğunu ve seçimlerin yeniden yapılması yönünde çağrıda bulundular.
Bu bağlamda Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum'un da bir Kürt parti başkanı gibi Meclis kararının anayasaya aykırı olduğu yönündeki açıklamaları başta Türkmenler olmak üzere seçimlere karşı çıkanları rahatsız etmiştir. Bilindiği gibi Meclis kararının Irak Anayasası'nın 102. maddesine göre alındığı ortadadır.
***
Bu gelişmelerin ışığı altında ABD'nin Bağdat temsilcisi Douglas Siliman'ın da Şii grupların yanı sıra Sünni ve Kürt grupları temsilcileriyle yapmış olduğu görüşmeler kapsamında hiçbir şey olmamış gibi yeni hükümetin kurulması, Meclis ve Cumhurbaşkanlarının kimlerden oluşacağı konuları üzerinde durulduğu ileri sürülmektedir.
Irak seçimlerinin galibi Şii lider El Sadr'ın; Hikme ''El Hakim'' ve Ulusal İttifak "Allavi" gruplarıyla bir araya gelmesinin ardından Fetih koalisyonu "Haşdi Şabi" lideri Hadi El Amiri ile ittifak oluşturulması için çalışması çatının genişlemesine yol açmıştır.
Irak'ta yine mezhepsel yönden ittifak arayışlarının ortaya çıkması Irak'ın geleceğiyle ilgili sıkıntıların devam etmesine ve pazarlık süreçlerinin başlamasına yol açacaktır.
Netice itibariyle seçimlerde kazanan ilk dört partinin Meclis kararına karşı çıkmaları, Federal Mahkemenin Meclis Kararı ile ilgili elle sayım sürecinin nasıl ve ne şekilde uygulanacağı ve özellikle 30 Haziran tarihinde Irak Meclisi'nin görevinin dolacağı dikkate alındığında krizin nasıl ve ne şekilde çözüleceğini zaman gösterecektir.
Bu vesile ile değerli okuyucularımın Ramazan Bayramını kutlarım.

Ramazan/Şükran/Şeker Bayramı Kutlama Mesajı

Dürüst, namuslu, ahlaklı, yalan söylemeyen, haram yemeyen, hak ihlal etmeyen, hırsız olmayan, ayrımcı olmayan, bölücü olmayan, adam öldürmeyen, katliam yapmayan, katliama destek vermeyen,

paylaşımcı, hoşgörülü olan, insana doğaya bitkilere hayvanlara sevgi duyan koruyan kollayan, büyüğüne saygıyı küçüğüne sevgiyi esirgemeyen, akrabalarını ihmal etmeyen, dünyaya bedenen gelmesine vesile olan anne ve babasına sınırsız sevgi ve saygı besleyen, eğitimine katkı sağlayan öğretmenlerine saygıyı unutmayan,

vefalı, okuyan, düşünen, anlayan, sorgulayan, aklını kullanan, bilimi ve sanatı algılayan, Müslüman görünen Müslümanlıktan geçinen maskeli sahtekarlara karşı duyarlı olan, İNSAN OLMA ERDEMLİLİĞİNE VARMIŞ MÜSLÜMANLARIN Ramazan Bayramını kutlar; mutluluk, güvenlik, esenlik ve barış içinde yaşamalarını dilerim.
Av. Nurullah AYDIN

KONU EKONOMİDE FIRTINA AMA..


Bir kesim mutlu ve herşey çok iyi diyor. Bir kesim takdir çalıyor ama hizmet te ediyor diyor. Bir kesim çaresiz geçim derdinde. Bir kesim paralarıyla yurtdışına gidiyor. Birileri de pişkinlikle sırıtıyor.

Ülkenin birikimi fabrikaların yabancılara satışı, temel üretimlerin durdurulması, her konuda özelikle tarım ve hayvancılık alanında vergi muafiyeti ile ithalatın artışı, ülkede üretici şaşkın çaresiz.

Ekonomik büyümede rekor olmuş. Kim nasıl ne şekilde neye göre hesaplıyorsa, birileri Türk halkıyla, sokaktaki vatandaşla dalga geçiyor. Düşük kur yüksek faizle, ithalata dayalı, ihracatla büyüyen ekonomi! İstihdam yaratmayan Türk halkına yansımayan gelir artışı.

Yandaş medya; ihracattaki artışı yazıyor ama bir kaç misli artan ithalat rakamlarını gizliyor…

Dolar milyonerlerin arttığı, işsizliğini yoksulluğun kol gezdiği, fuhşun, ahlaksızlığın her yeri sarmaladığı ülke gerçeği, yine örtülüyor.!

Bunlara rağmen ne yapılıyor?

Yandaş olmayanları eleştirmeye devam ediyorlar.

Öfke kaynaklı hitabet sanatı ile basın özgürlüğü idealini yerle bir etmeye devam ediyorlar.

Medya kötü yazınca ekonomi kötü gitmez.

Türkiye’deki durum; kötü yönetimin doğurduğu sarsıntıdır.

Ülkenin istikrarına zarar verecek siyasi kumarlar oynanıyor. Bunca sorumsuzluğu yap sonra bir iç ve dış bol harcırahlı gezilerle, konuşmalarla bütün sıkıntılardan kurtul. Böyle bir sihirbazlık yeteneğine hiçbir iktidar sahip olamaz.

Yabancı yatırımcılar Türkiye’de işlerin iyiye gideceğine ikna olmuyor.

Özellikle son birkaç yılda yapılanlar ile kurumlar birbirine düşürüldü. Bu yetmiyor gibi kurumların kendi içlerinde de çatışmaları, kutuplaşmaları körükledi.

Cumhuriyet tarihinin kâğıt üstünde en sorunsuz kesimi; vehimleri ile saplantıları ile sürekli sorun üreterek hem kendi rahatını kaçırıyor, hem ülkenin...

Bu Cumhuriyet, Avrupa belâlı diktatörlerin elinde nefes darlığı çekerken “Basın özgürlüğünden doğan sakıncaları ortadan kaldıracak araç yine basın özgürlüğünün kendisidir” diyen bir anlayışla yola çıkmıştı.

Fırtına öncesi sessizlik vardır. Hatta güneşli güzel bir hava olur. Herkes yanılır. Sonrasında kopacak olanlar konusunu düşünmez bile. Depremler de öyle olur genellikle. Kimse ciddiye almaz işaretleri.

Çetenin iktidara getirilişi; biz Atlantik ötesinde planlanan ve Irak işgali Afganistan işgali gibi İslam ülkelerine yönelik operasyonlarda Türk toplumunu sindirecek, etkisizleştirecek bir proje olduğundan bahsetmiştik.

Saf ve temiz iyi niyetli bazı Müslümanlardan tepki göstermişti.

Sıra İslami kesimin denetim ve kontrol altına alınması gerekiyordu. Afganlı liderin dizinin dibinde biat eden İslamcı kişiyi görünce, para hırsını şöhret hırsını da keşfedince, İslamcı camiayı kontrol edebilecek ekibi de bulmuşlardı. Proje böyle başladı böyle yürüdü ve yürüyor.

Halk gerçekleri algıladıkça ihanet yapılanmasının etkisi gücü kırılacaktır.

Türkiye; siyasi, ekonomik, toplumsal fırtına öncesini yaşıyor. Umarım ötekileştirmenin ya bendensin ya karşısın anlayışı ile ülke insanı birbirine düşürülmez. Kin nefret tohumları ülkeyi sarmadan etkisizleştirilir.

GüNüN SöZü: Fırtınaya yakalanmadan önce tedbirini al.

Mesut Barzani hangi partiye destek için Türkiye’ye geldi?

Türk ordusu Kuzey Irak’ta sessiz sedasız Kandil’e yürüyor. Şehitlerin sayısına bakılırsa şiddetli çatışmalar var. Harekatın zamanlaması, genelkurmayın müthiş bir planlama yaptığının ispatı. Irak’ta seçimler yapıldı, bir iktidar boşluğu var ve merkezi hükümet üst perdeden Ankara’ya meydan okuyacak güçten yoksun. Aslına bakılırsa askerler işi kendi aralarında karara bağlamışlar. Hatırlarsanız 23.9.2017’de Hulusi Akar, Ankara’da Irak Genelkurmay Başkanı Osman Ganimi ile bir araya gelmiş, görüşmede Bölgede yaşanan gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde  Kuzey Irak’taki referandum ve iki ülkenin güvenliğini tehdit eden konular ele alınmıştı. Bölgenin güvenliği ve istikrarının korunmasına yönelik işbirliği alanları ile hudut güvenliği kapsamında mevcut işbirliğinin etkin şekilde sürdürülmesi konularında da görüş alışverişinde bulunulmuştu. Daha sonra Irak sınırındaki Habur Sınır Kapısı’na yaklaşık 3 kilometre mesafede tır parkının karşısındaki alanda 18 Eylül’de başlatılan, 7. Kolordu Komutanı Tümgeneral Sinan Yayla sevk ve idaresinde, 28. Mekanize Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kurumahmut emir komutasında yürütülen tatbikata katılan Türk askerleri ile Irak Silahlı Kuvvetleri birlikleri, 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı Şehit Ercüment Türkmen Kışlasından zırhlı araçlarla çıkış yapmış, 2.Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel ile Irak Genelkurmay Başkanı Osman Ganimi, Habur Sınır Kapısı’ndan geçiş yapan Türk ve Irak askerleriyle bir araya gelmişti. 1Mart 2018′ de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Irak’ın başkenti Bağdat’a sürpriz ziyaret gerçekleştirmişti. Orgeneral Akar, Irak Savunma Bakanı İrfan el-Hiyali ve Iraklı mevkidaşı Osman el-Ganimi ile görüşmesinde Türkiye ve Irak yönetimi PKK ile mücadelede işbirliği konusunda mutabakat sağlamıştı.

Tabiki tek temas sağlayan ve diplomasiyi işleten kurum TSK değil. MİT de üzerine düşeni yapıyor. 23.08.2016’da Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani beraberinde bir heyetle Ankara’ya geldiğinde Barzani’yi havalimanında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Hadi Sinirlioğlu karşılamış, Barzani uçaktan iner inmez ayağının tozuyla, medyaya bildirilen programın aksine MİT müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmeye gitmişti.
Barzani ve beraberindeki heyet için gerçekleştirilen güvenlik ve istihbarat konuşlu sunumun ardından, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin IKBY’de Gülen’e bağlı 20’den fazla okulun kapatılmasının yanı sıra, IŞİD ve Kuzey Irak’ta üslenen PKK ile mücadelede işbirliğinin konuşulduğu basında yer almıştı. 25.10.2017’de Irak Başbakanı Haydar el İbadi ve beraberindeki heyet Ankara’ya geldiğinde, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile diğer yetkililerin katıldığı toplantılar gerçekleşmiş, Türkiye ile Irak arasındaki işbirliğinin bölgesel barış, istikrar ve güvenliğe katkı sağlayacak şekilde ele alınmıştı. Demem o ki Kandil ve Sincar harekâtının iki yıl öncesinden planlandığı anlaşılıyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Kürdistan Bölgesi Güvenlik Konseyi Müsteşarı Mesrur Barzani arasında gerçekleşen görüşmeler günümüzdeki de facto durum açısından değerlendirildiğinde, Kuzey Irak Kürtlerinin yol haritasının Ankara tarafından belirlendiği ve Erbil’deki mahalli idarenin de bu iradeye boyun eğdiği söylenebilir.. Kürdistan Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Mesrur Barzani K24 kanalıyla medyayı kontrol etmeye çalışıyor.  Neçirvan Barzani de sahibi olduğu Rudaw TV ile bende varım diyor. Birkaç gün önce Rudaw TV, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Bursa’daki parti etkinliğini canlı yayınladı. Barzani ailesinin Türkiye bağlantısını en net şekilde şu anekdot belki anlatabilir: Org. Eşref Bitlis ile Korg. Necati Özgen 1992 yılı Ekim ayında, PKK’ya karşı mücadelede Barzani ve Peşmergelerinin daha neler yapabileceğini görüşmek üzere Erbil’e gittiklerinde İki komutan Barzani’nin evinde konaklar. Mesut Barzani ile iki komutan arasında duvardaki baba Mustafa Barzani’nin yağlıboya tablosu önünde aralarında şöyle bir konuşma geçer:
“PKK’yla mücadele konusunda hep Türkiye’nin yanındayım, yanında olmaya devam edeceğim.
– Çok memnun oldum. Bunu harekat sırasında gösterdiniz. Hep böyle olmanızı biz de istiyoruz.
– Babamın, Türkiye’yle ilgili vasiyetini uyguluyorum.
– Babanızın, uygulanmasını istediği vasiyeti neydi Mesut Bey?
– Babam, ‘Türkiye’yle, Türk milletiyle, devletiyle asla kötü olmayın. Hep iyi ilişkiler içinde olun. Türkiye, bize her dönemde yardımcı oldu. Onlara sakın karşı gelmeyin’ dedi.”

İşte bu kadar Türk devletine bağlı olduğunu iddia eden Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin önceki başkanı Mesut Barzani, bugünlerde Türkiye’de bulunuyor. IKYB Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi Kürt Parlamentosu tarafından uzatılmamış, Parlamento’ya mektup gönderen Barzani, resmen istifa etmiş, yetkileri ise Parlamento Başkanlığı, Hükümet ve Adalet Yüksek Konseyi’ne devredilmişti. Barzani’nin Vip statüsünde özel güvenlik tedbirleriyle Türkiye’ye intikalinin gercekleştirildiği iddia ediliyor. Konuyla ilgili yerel kaynaklar, Kuzey Irak televizyon kanallarında Barzani’nin arşiv görüntülerinin yayınlandığını ve bir kaç gündür halkın içine karışmadığını belirtiyor. Barzani’nin Türkiye’ye havayoluyla giriş yaptıktan sonra Diyarbakır’da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki önemli Kürt Aşiret Reisleri görüşme yaptığı da iddialar arasında. Barzani’nin güçlü bir Türk yönetiminin Kürtler açısından büyük öneme sahip olduğu o nedenle Cumhur ittifakına oy verilmesini istediği de söyleniyor. Bu iddiayı dillendirenler, Başbakan Neçirvan Barzani’ye ait Rudaw TVnin Cumhur ittifakından Türk Milliyetçisi MHP’ nin Bursa toplantısını canlı yayınlamasını delil gösteriyor.

Irak seçim sonuçları tartışmalara yol açmış, oyların yeniden sayılması gündeme gelmişti. Özellikle Iraklı Türkmenler, seçim sonuçlarının hiçte güvenilir olmadığını gündeme taşımıştı. Kaosu fitilleyen gelişme ise Bağdat’ta Mayıs ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından oy sandıklarının durduğu depoda yangın çıkması oldu. Irak Meclisi, oyların yeniden sayılmasını istemiş, bu durum seçimin tekrar edilmesi çağrılarına neden olmuştu. Barzani’nin önümüzdeki süreçte karışması muhtemel Irak’ın durumu ile ilgili görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye gayri resmi ziyaret gerçekleştirmiş olabileceği ihtimal dahilinde. Enerji Uzmanlarına göre, Barzani’nin Türkiye ziyaretinin asıl sebebi, İran ile Irak arasında ham petrol değişiminin başlaması. Kerkük’teki ham petrol İran’a kamyonla taşınacak. Tahran da aynı şekilde aynı miktarda ham petrolü Irak’ın Basra kentinin güney limanlarından (Faw Limanı) Irak’a verilecek.
Kerkük ham petrolünün günde 30 bin ile 60 bin varil arasında güneybatı İran’daki Darh Şahr’a kamyonla taşınması planlanıyor. Acaba Mesut Barzani can güvenliğinin sağlanması için Türkiye’ye gelmiş / getirilmiş olabilir mi? Tüm bunlar neyse de, bana kalırsa, ABD’nin İran operasyonu öncesi Kuzey Irak Kürtlerinin tutumu ve alacakları pozisyon, Türk yetkililerin merak ettikleri bir husus. Barzani merkezi hükümetin tepkisini çekmemek için gizlice Türkiye’ye getirilmiş olabilir.

Ömür Çelikdönmez

SURİYE’DE FEDERASYON SENARYOSU

Suriye’deki nüfuz alanlarında, neredeyse defacto olarak, fiilen 3 bölgeli bir yapı oluştuğu görülmektedir. Rusya ve İran’ın desteklediği Esad rejimi, Suriye topraklarının %50’sini elinde bulundurmakta ve toplam nüfusun %65’ini kontrolü altında tutmaktadır. ABD’nin denetim ve kontrolündeki PKK uzantısı SDK, müttefikleriyle Fırat’ın doğusunda bulunan bölge Suriye topraklarının %30’una tekabül etmektedir. Önemli olan konu Suriye petrolünün %90’ı ve doğalgazının %45’i bu bölgede üretilmesidir. Türkiye ve muhaliflerden oluşan ÖSO ise Suriye topraklarının %20’si üzerinde hâkimiyet sağlamışlardır. DAEŞ ve yandaşları ise geri kalan küçük noktalarda bulunmaktadırlar.
Londra’da yayınlanan Suudi Asharq Al-Awsat gazetesinin haberinde; ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Satterfield’in Rusya, Ürdün ve Türk yetkililerle yapmış olduğu görüşmelerde, Suriye-Irak-Ürdün sınırının birleştiği noktada bulunan askeri üssünü İran güçlerinin Suriye’nin güneyinden çıkarılması karşılığında boşaltılacağını söylediği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda Şam rejimine bağlı güçlerin Suriye, Ürdün sınırından çıkarılması ve yerine yeni oluşturulacak Rus-ABD denetleme mekanizması kapsamında aynen Menbiç’te uygulanacağı gibi Ruslarla ortaklaşa güçlerin yerleştirilmesi hedeflendiği düşünülebilir.
31 Mayıs 2018 tarihinde Information Clearing House tarafından yayınlanan habere göre; İsrail Başbakanı Netanyahu ile Rusya Başkanı Putin arasında yapılan görüşmede İsrail’in, İran güçlerinin Suriye’den çekilmeleri karşılığında Esad’ın iktidarda kalmasını destekleyeceğini ve İsrail’le Suriye sınırları arasında askeri birliklerin bulunmasına karşı çıkmayacağı ifade edilmiştir. Yine aynı kaynağa göre, 3 yıl öncesinde Rusya Suriye’deki mevcudiyetinden sonra Putin ilk kez İran ve İsrail arasında seçim yaptı ve İsrail tarafında olacağını açıkça belli etti. Sebep Rusya bölgede sadece İsrail’in planlarını bozabilecek tek güçtür. Konuya bir başka açıdan bakarsak Rusya’ya karşı İran’ın da eli kolu bağlıdır. Bunun en açık sebebi Trump yönetiminin İran'ın nükleer anlaşmasından çekilmiş olması ve Tahran'a yeniden yaptırım uygulaması nedeniyle İran’ın Rusya ile olan ticari bağlarına her zamankinden daha fazla ihtiyacı olmasıdır. Sonuç olarak Amerika ve Rusya’nın bundan sonra Suriye konusunda beraber yürüyecekleri anlaşılmaktadır. Putin günümüzde muhtemelen Ortadoğu’nun en zeki oyuncusu durumundadır. Rusya’nın Tartus, ardından Hamameyn ve Lazkiye’yi kontrolü altına alması, eski bir çarlık yönetiminin sıcak sulara ayak basma rüyası böylece gerçekleşmiştir.
Bu arada, A.A’nın Deyrizor’daki kaynaklarına göre PKK-PYD terör örgütü işgal ettiği en büyük petrol yatağı olan El Ömer’den elde ettiği ham petrolü ya para, ya da mazot karşılığında Esad rejimiyle takas etmektedir. Öte yandan Esad, Fırat’ın doğusunda hâkimiyet sağlayan YPG-PYD ile müzakereye oturmak istediğini ancak sonuç alınmadığı takdirde güç kullanacağını ifade etmiştir.
ABD ile Türkiye arasında yapılan Menbiç uzlaşısına göre teröristlerin Menbiç’ten çıkarılması, şehrin denetimi ve yönetimi Türkiye ile beraber sağlanacaktır. Şu anda Menbiç’te 5 ile 10 bin YPG-PKK olduğu söylenmektedir. Fırat’ın doğusunda ise bu sayı 40 ile 50 bin. Bu işi gücü olmayan askeri yönde eğitilmiş 60 bin kişi buharlaşmayacağına göre tehdit devam edecektir.
Öte yandan, Rus Sputnik haber ajansı ABD’nin Irak-Suriye sınırındaki Sincar bölgesine askerlerini yerleştirerek bölgede yeni bir askeri üs kurduğunu yazdı. Bu bağlamda Menbiç’ten çıkarılacak olan ve büyük bir bölümü Kuzey Irak’tan getirilen teröristlerin Sincar’a yerleştirileceği de ileri sürülmektedir.
TSK’nın bu tehditleri kırmak için ve daha fazla şehit vermemek için El Bab ve Afrin’den sonra Kandil’e yönelmesi doğru bir adımdır. Bu durum herhangi bir partinin değil Türkiye’nin meselesidir.
90’lı yıllarda ABD Türkiye’nin onayıyla Kuzey Irak’ta Güvenli Bölge ihdas etti ve 2003’den sonra federatif bir yapı oluşturdu. Şimdi de ABD ile Rusya Suriye’de Esat’ın kalması kaydıyla adı konmamış aynen Irak’ta olduğu gibi federasyon yapısı üzerinde anlaşmış gibiler.
Bundan sonra Türkiye’yi de oldukça zor günler beklemektedir.


Dr. Cüneyt Mengü
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir