Kerkük kimliği

Eylül ayı içerisinde yaptırdığı bağımsızlık referandumuyla çok tartışılan Kerkük’ün, kimliğiyle ilgili bir şeyler yazmanın zaruri olduğunu gördüğüm için yaptığım araştırmaları kaleme aldım...

Türk kamuoyunun gündemine maalesef daha çok ABD’nin Irak işgaliyle gelen, en son da Barzani’nin geçtiğimiz Eylül ayı içerisinde yaptırdığı bağımsızlık referandumuyla çok tartışılan Kerkük’ün, kimliğiyle ilgili bir şeyler yazmanın zaruri olduğunu gördüğüm için yaptığım araştırmaları kaleme aldım.

Kimlik elbette önemlidir. Canlının doğası gereğidir. Ancak hemen ifade edeyim, kişisel olarak derdimiz tıpkı birileri gibi kimlik siyaseti yapmak değil. Bu konuda, dünyada eşine az rastlanır bir biçimde, kimliğini önde tutmayan bir milletin mensubuyuz. Bu nedenle de diğer toplumlar içinde göreceli çabuk eriyen (asimilasyon) bir millet olduğumuz açıktır…

Fakat gelinen noktada, emperyalizm, etnik yapıları kaşıyarak emperyal hedefleri doğrultusunda, her türlü manipülasyonu yapmaktan, karayı ak, akı kara göstermekte oldukça mahirdir.

Şimdiki durumda da bölgede Kürt kimliği üzerinden yürütülen çabalar dikkat çekicidir. Nihai amacın Akdeniz’e çıkışı olan bir Kürt devleti olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Bunun için her türlü yalan mübah, her türlü hukuk dışı uygulama makul görülmektedir.

Gerçek amaç bellidir: Enerji kaynaklarının kontrolü ile İsrail’in uzaktan korunması...

Böylesi bekçilik yapacak bir devletin yaşaması için de enerji kaynaklarının bir kısmını elde bulundurması gerekmektedir. Kerkük işte bunun için önemlidir ve Barzani bu nedenle sıkılmadan, “Kerkük bizimdir, Kürdistan’ın kalbidir” diyor. Yani olay oldukça “duygusaldır”.



Peki, gerçekte Kerkük kimindir? Daha doğru şekliyle Kerkük’ün gerçek sahipleri kimlerdir? Elbette amacımız etnikçi, bunun ötesi ırkçı bir yaklaşım değil ama…

Mütevazı davranıldıkça görünen o ki birileri, tepenize çıkarım pozlarına girmektedir. Öyleyse tarihsel gerçekleri ortaya koymanın, hatta birilerinin gözüne sokmanın olmazsa olmaz olduğu bir vakadır. Bu had bilmezlere, yeter artık demenin, haddini bil demenin şart olduğu bir durum ile karşı karşıyayız…

***

IRAK PETROLLERİNİN YÜZDE 40’I KERKÜK’TEN ÇIKMAKTADIR

Kerkük, yaklaşık 5 bin yıllık bir şehirdir. Asur Hükümdarı Şartnabal tarafından milattan önce kurulmuştur. İlk ismi Kersuluh’tur.

Kerkük, petrolün yanı sıra Mezopotamya’ya yapılacak bir harekâtta emniyet ve ikmal açısından stratejik bir öneme sahiptir.

Ayrıca tarımsal anlamda da oldukça verimli topraklara sahiptir.

Bugün itibarıyla dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip ülkelerin içinde Irak, Suudi Arabistan’dan sonra ikinci sırayı almaktadır. Irak petrollerinin yüzde 40’ı ise Kerkük’ten çıkmaktadır.

Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde Kerkük ve Musul Türk Ordusunun kontrolündedir. Bu anlamda buralar Misak-ı Milli sınırları içerisindedir.

TBMM tarafından 28 Ekim 1922 yılında hazırlanan mazbatada; Kerkük, Musul ve Süleymaniye’nin Türkiye’nin ayrılmaz parçaları olduğu vurgulanmıştır.

TÜRKLERİN BÖLGEYE YERLEŞMESİ

Oğuz Türklerinin bölgeye yoğun biçimde ilk yerleşmesi MS. 652 yılında Abbasiler zamanında başlamışsa da, Nippur kentinde yapılan kazılara göre bölgeye, İslamiyet’ten beş bin yıl önce Türkçe konuşan kabilelerin yerleştiği ortaya çıkmıştır.

Bunu hafızamıza kaydederek, Türklerin (Oğuzların)bölgeye ilk önemli ve bilinen yerleşimi MS. 652 yılıdır. Bunu esas alarak tarih yolculuğumuza devam edelim.

Özellikle halife Mutaasım zamanında Oğuz Türklerinden “Hassa ordusu”oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra Oğuzlar siyasi teşkilatta da etkin bir konuma yükselmiştir.

Kerkük’e ikinci yoğun göç, Selçuklu hakanı Tuğrul’un 1055’te gerçekleştirdiği Irak seferi sonucu olmuştur. Selçuklular tarafından kontrol altına alınan Kerkük Türkmen akınına uğramıştır.

Tarihte Kerkük’e üçüncü yoğun göç dalgası, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534 yılında Bağdat’a yaptığı seferle gerçekleşmiştir. Bu seferle bölge bir kez daha Türk iskânına açılmıştır.

***

“BU ANKARA VE İSTANBUL LEHÇESİ DEĞİLDİR”

Kerkük’te ilk nüfus sayımı da Kanuni zamanında 1548’te yapılmış olup bu sayıma göre Kerkük’ün nüfusunun yüzde 90’ı Türkmen’dir.

O zaman için Kerkük’ün nüfusu 7320’dir. Bunun 6558’i Türkmen, 150’si Yahudi, 180’i Hristiyan olup Kürtler sadece 54, Araplar ise tamı tamına 33 kişidirler. [1]

1920 yılında milliyet esasına göre yapılan nüfus sayımına göre, Irak’ın toplam nüfusu 2.849.300’dür. Bunun 315 bini Türkmen olarak kayda geçmiştir.

Kerkük’ün çevresiyle birlikte nüfusu ise 92 bin olup bunun 50 bininin Türkmen olarak kaydedildiği görülmektedir. [2]

Lozan’da sunulan rapora göre ise; Kerkük şehir merkezi nüfusu 37 bin olarak belirtilmiş, bunun 30 bini Türkmen, 5 bini Kürt, 2 bini ise Arap ve diğerleri olarak belirtilmiştir.

Yeri gelmişken ifade edelim ki aynı rapora göre, bugün IKBY’nin başkenti olan Erbil’in nüfusu toplam 39 bin olup bunun 23 bini Türkmen, 15 bini ise Kürt olarak ifade edilmiştir.

Konuyla ilgili İngiliz Lord Curzon da, Lozan belgelerinde geçen konuşmasında, Kerkük’teki Türk varlığını inkâr edememiş ve oradaki Türklerin Anadolu’dakilerden farklı olduğunu ileri sürüp, “İngiliz kuvvetleri, Musul vilayetinin Türk şehirleri olan Altınköprü, Tuzhurmatu, Kerkük, Tavok gibi yerleri işgal etmiş bulunuyordu. (…) Ancak buradaki Türkler Osmanlı Türkü gibi değildir. Buraya Selçuklu ve Osmanlı’dan önce Ortaasya’dan gelmiş Turanlı kavimlerin ardıllarıdır. Kendilerine özgü bir Türk lehçesi konuşmaktadırlar. Bu, Ankara ve İstanbul lehçesi değildir” diyerek oradaki Türklerin Anadolu’dakilerle ilgisi olmadığını ortaya koymaya çalışsa da, bunu yaparken Kerkük ve civarının Türk olduğunu ikrar etmiştir.

Yine İngilizlerin belgelerinden devam edelim. Resmi İngiliz belgelerinde de “…Kerküklülerin genellikle Türkçe konuştukları”na işaret edilmektedir. [3]

Encyclopedia Britannica’da, Kerkük’ün bir Türkmen şehri olduğu, ancak şehirde Arapça ve Kürtçe konuşan insanların da bulunduğu vurgulanmaktadır.

30 Eylül 1924 yılında Milletler Cemiyeti 3 kişiden oluşan bir komisyon kurarak bölgeye göndermiştir. Komisyon hazırladığı raporda, Kerkük’te nüfusa ilişkin oran verilmemekte ancak yol boyunca ahalinin Türkçe konuştuğu hatta Hristiyanların bile aralarında Türkçe anlaştıkları ifade edilmiştir. [4]

İngiltere’de yayımlanan Ingury dergisinin 1987 yılı Şubat sayısındaki bir yazıda Irak’taki Türkmen nüfusunun 1,5 milyondan fazla olduğu ileri sürülmüştür. [5]

1990 yılında ise yıllarca süren baskılar ve katliamlara rağmen Türkmenlerin nüfusu 2 milyon 130 bine ulaşmıştır. Bunun Irak nüfusuna oranı yüzde 12’dir. Bu rakam, 1920 yılındaki oranla uyumludur.

Ancak o tarihten sonra Türkmenler üzerindeki baskı ve zorunlu göç ettirme çok artacaktır. Yeri gelmişken büyük çoğunluğuyla Kerkük ve çevresinde yaşayan Irak Türkmenlerinin uğradığı katliam ve baskılardan da bahsedelim.

TÜRKMENLERE KARŞI YAPILAN SALDIRILAR

Lozan’da Musul-Kerkük konusu çözüme kavuşturulamamış, ileriki bir tarihe bırakılmıştır. 1926’da Ankara antlaşmasıyla petrol üretiminden Türkiye’ye bazı haklar tanınarak Musul-Kerkük Irak’a bırakılmıştır.

Böylesi antlaşmalar yapılırken, bölgedeki yoğun Türkmen nüfus, hem İngilizler hem de Irak yönetimi tarafından potansiyel tehdit olarak görülmüş ve burayı Araplaştırmak için sistematik bir Arap göçü organize edilmiştir. Bu sistematik Araplaştırma politikası 1930’lu yıllardan itibaren olabildiğince hızla sürdürülmüş, Türkmenler ise şehir dışına göçe zorlanmıştır.

Bunun öncesinde şehre yerleştirilen Hristiyan Nasturiler, 4 Mayıs 1924’te, İngilizlerden de aldıkları destekle Türkmenlere saldırarak katliama girişirler. Bu, Türkmenlere yönelik ilk planlı katliam girişimidir.

Sonrasında belli bir baskı içerisinde bırakılarak göçe zorlanan Türkmenler, 1959’a kadar yine de çok büyük saldırıya uğramadan hayatlarını sürdürürler.

14 Temmuz 1959 günü tarihe “Kerkük Katliamı” diye geçen bir katliam gerçekleşir. O gün Kerkük’te Cumhuriyetin birinci yıldönümünde silahsız Türkmenlere yapılan saldırıda pek çok Türkmen hayatını kaybetmiştir. Saldırıyı gerçekleştirenler ağırlıklı Peşmergeler ile Irak Komünist parti üyeleridir. Yapılan saldırıda, Türkmen ileri gelenler özellikle hedef alınmıştır. Öldürmelerin yanı sıra pek çok dükkân ve ev yağmalanmış ve yakılmıştır.

Söz konusu olayı, Scott Taylor isimli Kanadalı bir yazar Among The Others isimli kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır.

Bu olaydan sonra Peşmergelerin Kerkük’e yerleşmeleri başlamış, bu yerleşme 1963 yılına kadar devam etmiştir.

“ULUSAL DÜZELTME SÜRECİ”

1963’te askeri darbe gerçekleşir. 1968 yılında da BAAS Partisi Irak’ta iktidarı ele geçirir. Sonrasında şehre yeniden Arap göçü yoğunlaşır, Türkmenler ise göçe zorlanır. Her şeye rağmen şehirdeki Türkmenlerin çoğunluk olmalarının önüne geçilememiştir.

1980 yılında Türkmenlerin ileri gelenleri BAAS iktidarı tarafından idam edilir.

1991 yılında büyük çoğunluğunu Türkmenlerin oluşturduğu 120 bin kişi Kerkük’ten göç ettirilir. BM Özel Temsilcisi Francis M. Dena’ya göre 1994-2003 yılları arasında 200 bin Arap şehre yerleştirilir. Bir kısım Türkmen ise kayıtlara zorla Arap olarak geçirilmiştir. Adına “ulusal düzeltme süreci” denilen bu uygulamaların, Kerkük’ün demografik yapısını o zamana kadar olmadığı biçimde değiştirdiği ileri sürülür. [6]

Nihayet Saddam sonrası ABD’nin işgali sırasında Peşmergeler Amerikalıların desteğinde şehre girdiler ve öncelikle Tapu ve nüfus dairelerini yaktılar. Sonra diğer devlet dairelerine de saldırdılar (10 Nisan 2003). Belli ki şehrin geçmişini silmeye çalışıyorlardı. Bu durumu batı basını dahi yansıtmak durumunda kalmıştır.

Peşmerge bu kadarla da kalmadı, şehrin kadim halkı Türkmenlere karşı soykırım uyguladılar. Bu sadece bizim iddiamız değil. Bölgede Kürtlerle içli dışlı CIA ajanı olan Peter W. Galbrgith dahi Peşmergelerce soykırım uygulandığını yazdığı kitapta belirtmiştir. [7]

15 Nisan 2003’te Dünya Sosyalist Web sitesinde de konu gündeme alınmış ve Kerkük’te ABD Özel Kuvvetlerinin desteğinde Türkmenlerin soykırıma uğradığı ifade edilmiştir.

Hemen sonrasında on binlerce Peşmerge şehre akın etmiştir. Bunların 1991’de şehirden göçe zorlanan Kürtler olduğu söylense de herkes bunun doğru olmadığını bilmektedir.

Devamında şehre Peşmergeye bağlı bir vali atanmış, şehrin Türkmen yapısı, olabildiğince hızla değiştirilmeye başlanmıştır. Her dönemin mağduru, sahipsiz ve mazlum Türkmen halk, saldırılarla yıldırılmaya böylece de göçe zorlanmıştır. Kısmen başarılı olduklarını söylemek durumundayız… Sadece Türkmenlere değil şehirde yaşayan Araplar da saldırılardan nasibini almış pek çoğu şehri terk etmek zorunda kalmıştır.

KERKÜK HER ŞEYE RAĞMEN KİMLİĞİNİ MUHAFAZA EDİYOR

Ta ki Eylül ayında Barzani tarafından yapılan ve Irak Anayasasına aykırı “Bağımsızlık referandumuna” kadar. Referandum sonrası Irak hükümeti ordusu ve içerisinde çok sayıda Türkmeni de barındıran Şii Haşdi Şabi milisleri Kerkük’e girmiş, şehirde hâkim olan Peşmerge silahlı güçleri saldırıya fazla direnemeyerek kaçmışlardır. Onlarla birlikte 2003’te şehre gelen on binlerce Peşmerge şehirden ayrılmıştır.

Kerkük adeta deniz gibidir. Ne yapılırsa yapılsın, yabancı ne varsa mutlaka bir şekilde dışarı atıyor. Her şeye rağmen kimliğini inatla muhafaza ediyor.

Kerkük’te bundan sonra da mücadelenin bitmeyeceği açıktır. Merkezi hükümet Kerkük’ü Bağdat’a, Barzani güçleri bölgesel yönetime, Türkmenler ise şehrin özel bir statüye sahip olmasını istemektedirler.

Tabi bölgede yerel aktörlerin istekleri kadar, bölgesel ve küresel aktörlerin isteklerinin de belirleyici olacağı açıktır…

Mustafa Önsel

Odatv.com



[1] Kanuni dönemine ait 111 numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrir Defteri…

[2] Emruhan Yalçın, Kerkük’ün Nüfus Yapısını Değiştirmeye Yönelik Çalışmalar ,  Makale, s.12.

[3] 1958-59 İngiliz Belgelerinde Irak 1, Emekli General Halil İbrahim Hüseyin Tercüme ve Yorumu, Hikme Matbaası, Bağdat, s.50.

[4] Mesut Aydın, Türkiye ve Irak Hududu Meselesi, s.85.

[5] Emruhan Yalçın, a.g.m., s.21.

[6] Ali Kerküklü, Kerkük’ün Nüfus Yapısı Değiştiriliyor, KÖKSAV E-Bülten, 29 Ocak 2008.

[7] Peter W. Galbrgith, Irak’ın Sonu, Ulus Devletlerin Çöküşü mü?, s.165.


Mustafa Önsel kimdir?

Mustafa Önsel, 1962 senesinde Zonguldak'ta doğmuştur. 1984 senesinde Kara Harp Okulu’nu bitiren Mardin, Şırnak, Hakkâri, Diyarbakır, Aydın, İstanbul, Foça gibi bölgelerde birlik komutanlığı yaptı. Bu süreçte yaklaşık 10 sene terörle mücadele etti.

2002 senesinde mezun olduğu Kara Harp Akademisi'nden sonra 2006 senesine kadar Bursa Jandarma Bölge Komutanlığı’nda Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Sonra, atandığı Tokat'ta İl Jandarma Komutanı, Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı, Eğitim Daire Başkanı, üçüncü kez tutuklanmadan önce de kısa süreliğine Kurslar Komutanı olarak görev yaptı.

İlki 22 Şubat, İkincisi 5 Nisan 2010, Üçüncüsü ise 15 Şubat 2011'de olmak üzere kamuoyunda "Balyoz" diye bilinen dava kapsamında yaklaşık dört sene tutuklu kaldı. 19 Haziran 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla, adil yargılanmadığı gerekçesiyle tahliye edildi. Mustafa Önsel evli ve 4 çocuk babasıdır.



KİTAPLARI:

Beşiktaş'ta Sırtlan Pususu

İstanbul'dan İzmir'e Casusluk Kumpası Kim Bunlar?

Silivri'de Firavun Töreni

Casusluk Kumpası Kim Bunlar?

Ağacın Kurdu - Fethullah'ın Askerleri

 

Yorum ekle

Sosyal Medya