Kürt sorunu’nun ortaya çıkışı ve hatalar

AV. ONUR SİNAN GÜZALTAN


Barzani’yi bağımsızlık referandumuna getiren sürecin günlük, aylık hatta yıllık analizlerle anlaşılması güç gözükmektedir. Bölgeye bölünmeyi dayatan sürecin taşlarının nasıl döşendiğini anlamak için yerimiz yettiğince tarihsel gelişmeleri inceleyeceğiz. Bu esnada bölge ülkelerinin düştüğü tuzakları da bir daha hatırlatmak adına yarar görüyoruz.

BÖLÜNME YOLUNDA DÖŞENEN TAŞLAR

Emperyalizmin Batı Asya’da gerilediği, Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında bölgenin kadim milletleri Türkler ve Farslar bağımsızlıklarını ilân ettiler. Bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti ve Rıza Han’ın yönetimi altında olan İran, merkezileşmeyi ön plana koyan ulus-devlet modeli doğrultusunda hamleler yaptı.

Etnik ve dini farklılıkları millet potası içinde eritmeyi hedefleyen bu hamleler, bölgede kuvvetli iktidar ile istemeyen emperyalist güçlerin baş hedefi oldu.

Anadolu’da Cumhuriyet öncesi dönemde Babanzade Abdurrahman Paşa (1806), Musul isyanıyla başlayan feodal ayaklanmalarla ve 1918’de ABD Devlet Başkanı Wilson’un ismini alan prensiplerin bölgede gündeme gelmesiyle bağımsızlıkçı bir kimliğe bürünmüştür.

Cumhuriyet’in ilk döneminde çok sayıda Kürt isyanı yaşanmışsa da genç Cumhuriyet bu isyanları bastırmayı bilmiştir.

Bu isyanları kronolojik bir biçimde incelediğimizde genç Cumhuriyet’in, dönemin süper gücü olarak tanımlanabilecek Britanya İmparatorluğu’yla yaşadığı krizlerle eşgüdümlü olarak Anadolu’da Kürt isyanlarının patlak verdiğini göreceğiz.

Özellikle Musul ve Kerkük meselesinde Britanya İmparatorluğu ile La Haye Adalet Divanı başta olmak üzere, uluslararası hukuk ve askeri alanda karşı karşıya gelen Cumhuriyet, içeride her defasında İngiliz emperyalizmi tarafından desteklenen Şeyh Sait İsyanı benzeri Kürt motifli ayaklanmalarla tehdit edilmiştir.

Bölgenin diğer kadim devleti İran’ın da emperyalizmle çatıştığı dönemlerde, Kürt Mahabad Cumhuriyeti başta olmak üzere farklı etnik hareketlerle sıkıştırılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Bu noktada şu tespitte bulunabiliriz: Bölgede iktidarı farklı yollarla merkezileştirmeye, kurumsal bir yapı kurmaya ve milletleşmeye doğru giden devletlerin önüne Kürt meselesi, emperyalizm tarafından bir engel olarak sürülmektedir.
Reklamdan sonra devam ediyor

SOĞUK SAVAŞ SONRASI DURUM

Soğuk Savaş esnasında, Türkiye ve İran’ın, Batı cephesinde yer almasından dolayı uykuya yatırılan Kürt meselesi, Sovyetlerin çöküşü ve “Yeni Dünya Düzeni” çığlıklarının atılmaya başlanmasıyla beraber tekrar ısıtılıp piyasaya sürüldü.

Sovyetlerin çöküş dönemine girmesiyle beraber, emperyalizmin önde gelen stratejistlerinden Brzezinski’nin de deyişiyle “Satranç Tahtası”nı yeniden dizayn etmeye kalkışan ABD, Türkiye, İran, Irak ve Suriye dörtgeninde Kürt meselesini tekrar kaşımaya başladı. Bu dönemde, PKK başta olmak üzere ayrılıkçı terör örgütleri yükselişe geçmiştir. 1991’de patlak veren Körfez Savaşı ise bölgede kurulmak istenen sözde Kürt devleti için elverişli bir durum yarattı. Bu noktada süreci detaylandırmakta yarar var:

1991’de, Irak’a karşı, ABD öncülüğünde düzenlenen “Çöl Fırtınası Harekâtı”yla beraber, Irak topraklarının 36. paralelinin kuzeyi, uçuşa yasak bölge ilan edildi. Bu alanda faal olan Barzani ve Talabani aşiretlerine bağlı peşmergeler, ABD ve İsrail’in denetiminde devletleşmeye dönük ilk adımlarını attı. Bu süreçte “de facto” olarak kurulan Kürdistan, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali sonrası, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi adı altında yapılandı. ABD, Irak’ın işgalinden bugüne değin, Barzani kontrolündeki bölgeye suni bir devletin inşası için askeri, ekonomik ve sosyal yardımda bulundu. İşin acı yanı ise bölge ülkelerinin bu sürece sessiz kalmalarının yanı sıra, Barzani’yle ikili ilişkiler kurmak için sıraya girmesiydi. Ve geldiğimiz noktada, bugün tartışmakta olduğumuz referandum sorunu önümüze ittiriliverdi.

BÖLGE ÜLKELERİNİN HATALARI

Emperyalizm bölmek için siyasi bir yara arar. Hindistan-Pakistan bölünmesinden Kore Savaşı’na kadar, bölgemizde hâlâ süren Sünni-Şii kavgasında, ezilen dünyada yaşanan dini ve etnik çatışmaların kaynağında da kabul edilmeye yüz tutmuş bir yarayı, ısrarlı bir biçimde kaşıyan emperyalizm vardır.

“Kürt Sorunu” bölgemizin açık bir yarasıdır. Maalesef Türkler, İranlılar, Araplar ve Kürtler olarak kendi ortak yaramıza merhem bulmak yerine, pek çok defalar kendimizi emperyalizmin çare adı altında sunduğu tuzaklara teslim olma yanlışına düştük.

“Kürt Sorunu”, Batı Asya’nın önemli kuvvetleri tarafından maalesef birbirlerine karşı tehdit olarak kullanıldı. Emperyalizmin kışkırtması sonucu patlak veren, İran-Irak Savaşı esnasında Kürt meselesinin karşılıklı bir koz olarak kullanılması da düştüğümüz tuzaklardan ilkidir. Farklı dönemlerde, komşularınızın PKK’ya destek verdiği bilinen bir gerçektir. Bugün PKK, İran’da PJAK, Suriye’de ise PYD/YPG olarak karşımıza çıkmaktadır.

İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRALIM

İğneyi kendimize batırmakta da yarar var. Türkiye’nin, “Müslüman Kardeşler” tipi örgütleri Suriye ve İran’da desteklemesi, özünde Ankara’ya zarar veren hatalı hamlelerdi. Komşuları birbirine düşüren bu tuzakların altında emperyalizm vardı. Bölgemiz büyük bir uyanış yaşamaktadır. Bugün komşular bir bütün halinde, Barzani’nin referandum tuzağının arkasında ABD ve İsrail emperyalizminin olduğunu işaret etmekten öte, bu hamleye karşı ortak nasıl tavır alınabileceğini tartışmaktadır.

Bu bağlamda İran Genelkurmay Başkanı’nın Ankara ziyareti tarihi önemdedir. Bu tuzaktan kurtulmakta, en büyük rollerden biri olan Kürt halkına düşmektedir. Kürt halkının onurlu evlatları, emperyalizmin kuklalığını yapan Barzani, PKK ve PYD/YPG gibi safraları başından atma yolunda adımlar atmalıdır. Bu adımları destekleme görevi ise bölge ülkelerine düşmektedir.

Aydinlik

Yorum ekle

Sosyal Medya