Bu sese kulak verin!


Değerli okurlar idrak etmekte olduğumuz mübarek Ramazan ayında, işi biraz da tembelliğe vurup ülkemizin sorunlarına neşter vurup, çözümler sunmaktan kendimizi alıkoyup meselelerden bir hayli uzaklaştık.

Ki, imdadımıza Sayın Vali Mustafa Erkal yetişti.

Ülkemizin bölünmez bütünlüğü için çırpınan ve bilhassa fiili görev yürüttüğü dönemlerde bu hususta önemli icraatlarına şahit olduğumuz ve ülkemizin önemli değerlerinden biri olan Sayın Erkal; yine her zaman olduğu üzere boş durmamış memleket meselelerine kafa yormuş. Kafa yormakla kalmamış üstelikte çözüm yollarını göstermiş.

Anlayacağınız lafı nereye bağlayacağımı merak ediyorsanız hemen söyleyeyim..

Sayın Valim geçenlerde bana “çözüm sürecine” ilişkin görüşlerini de içeren bir elmek göndermiş…

Bende “bu Türkiye’mizin önemli bir meselesidir” diyerek bilgi ve gözleme dayalı bu mektubu izniyle, sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.

İşte Sayın Vali’nin “çözüm sürecine” ilişkin fikir ve düşünceleri..
***

Sözde Milli Görüşü zevatın dün ve bugün tekrarladıkları; “sen ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen birileri de çıkar ne mutlu şuyum buyum” der. Dağa taşa bu tip deyimler sloganlar yazmakla insanlar tahrik edilmemeli vs söylemleri; kavmiyetçiliği hoş karşılamazken aynı zamanda ALLAH’ ın yarattığı kavimleri inkar edercesine ve özellikle Türk ve Türk’ün milliyetçiliğine olumsuz bakışlarına rağmen TÜRK MİLLETİNİN büyük çoğunluğu tarafından da kabul gördüğü için bu gün sözde milli görüşçü AKP ( gömlek değiştirmiş olsa da ) iktidardadır.

Bu gün ülkemizin doğu ve güneydoğusunda sözde milli görüşçülerin rahatsız oldukları gerçekten milli dağa taşa kazınan deyimler silinmiş, en zirvelere asılan Türk bayrakları indirilmiştir.

“Çözüm sürecinde bu kadar olur, bu geçiş dönemidir, işin esasına bakmalı, bak altı yedi aydır kan akmıyor, siz barış istemiyor musunuz?..” ve daha birçok soruları yukarıdaki başlangıçtan sonra sürekli duyar gibiyiz.

Bu soruları soranlardan aslında duymak istediğimiz, “neler oluyor” sorusunu sormaları ve cevaplarını ilgililerden beklemeleridir.

Bu gün doğu ve güneydoğuda, dağların zirvelerinde PKK paçavraları dalgalanmaktadır.

Bir milletin egemenliğinin simgesi olan bayraklarımızın yerinde Pkk paçavraları dalgalanmakta, dağda taşta ve şehir merkezlerinde Pkk sloganları alenen yazılmakta veya sergilenmektedir.
Bölge halkının 6000 den fazlasını katleden Pkk, bölge insanına senin temsilcin bunlar denilerek dayatılmaktadır. Şehit edilen binlerce Mehmetçik ve polisimiz ve bir o kadar doğu ve güneydoğulu vatandaşımız adına Sayın Başbakan helalleşmeden bahsetmektedir.

Devlet ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Şehitlerimiz adına kendilerini affetmek yetkisini, ne inançlarımız nede mevcut mevzuatlarımız hiç kimseye vermemektedir.

Biraz tarih bilgisi olan herkes bilmektedir ki, sorun bir “Kürt sorunu” değildir.
Bu ülkede aynı inancın, aynı imanın insanları kendi aralarında hiç bir zaman birbirlerine sorun olmamışlardır.

Sorun aslında bir TÜRK sorunudur. Sorun bizim değil Türk milletinin yolunu kesmek isteyenlerin icat ettiği yapay sorundur.

Osmanlı İmparatorluğunun son 200 yılında batılıların “şark sorunu” adını verdikleri; Türklerin Avrupa’daki ilerleyişlerini durdurmak, Avrupa’dan atmak, son aşamada ise Anadolu’dan Orta Asya bozkırlarına sürmek idealleriyle PKK ve benzeri oluşumlarla TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ nin güçlenmesini engellemek, bölmek, zayıflatmakla, Türk ve İslam coğrafyasını her zaman kendisine muhtaç sömürülmeye elverişli kılmak esas amaçtır. Kısaca ABD, AB ve diğerleri için sorun bir “TÜRK sorunudur.” PKK bu amaçla kullanılan bu günün en önemli maşasıdır.

Son otuz yılda doğu ve güneydoğuda, elçilik görevlisi, gazeteci, bilim adamı, turist kılığında, binlerce ajanın faaliyetleri, PKK’ nın her türlü pislikten ( Uyuşturucu, her türlü kaçakçılık, AB ağırlıklı olmak üzere toplanan paralar) askerimizin topuklarını koparan İtalya’nın topuk bombaları.. Rusların mayınları. Yunanistan ve birçok Avrupa ülkesinde açılan terörist eğitim kampları, Amerikalıların bölgede sözde kayıp silahları, verilen her türlü destek, istenilen sonucu almalarına yetmemiştir. Çünkü bizim insanımızın bölünmek gibi bir derdi yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti otuz yıldır hangi dağın hangi mağarasında kaç kişilik Pkk gurubunun bulunduğunu, bu gurupların ülkeye girişlerinden itibaren izledikleri güzergâh, hangi noktada kaç teröristin nerde kaldığı vs dahil her şeyi bilmektedir. İstemesi halinde bunlara zorla silah bıraktıracak güce sahiptir. Bunun yerine daha yumuşak bir yol izlemesi, insanlarımızla kan davalı olmamak açısından anlaşılırsa da, görünen köy kılavuz istemez misali izlenen süreç ülkemizi kimsenin istemediği yerlere doğru sürüklemektedir.

Ülkemizin çözülme sürecinde, kaç aşamadan oluştuğunu kesin bilmediğimiz veya halkla paylaşılmamasına rağmen bölük pörçük söylemlerden anladığımız sürecin birinci aşamasında;

Sayıları binlerle ifade edilen kişi Pkk’ ya katılırken, göstermelik ülkeden çıkanlar, yeni katılanlardan eğitim için gönderilenler, Pkk’ nın Suriye kolu PYD’nin saflarında yerlerini almaya başlamışlardır.

Bölücü Pkk tarihte hiç görülmediği kadar güç ve üstünlük kazanmıştır.

PKK nın bebek katili olan başı ve sempatizanları bu süreci arzuladıkları Kürdistan hayaline kavuşmada çok önemli bir adım olarak değerlendirmekte ve şımardıkça şımarmaktadırlar.

PKK sempatizanları, kendi yönetimlerinin provasını yapmakta, öz savunma birlikleri adı altında örgütlenmekte, sözde vergi yani haraç toplamakta, kendi otoritesini tam anlamıyla halka kabul ettirmek için her şeyi yapmaktadır. Esasen halk ortada göremediği devlet nedeniyle şaşkın ve çaresiz durumdadır.

Van'da hastane girişinde polisimizi şehit eden ve birçok Mehmetçiğinin, polisin ve vatandaşlarımızın kanına giren katiller, cenaze merasimlerinde, düğünlerde, derneklerde silahlarıyla boy göstermekte leşleriyle mübarek topraklarımızı yıllarca kirletenlerin leşleri toplanarak sözde şehitliklerine gömülmektedirler.

Güvenlik birimlerinin yetkilileri, valiler; sallanan Pkk paçavralarının önünden gelip geçmekte, “görmedim, duymadım, haberim yok!..” bile demeyerek, üç maymunu oynamaktadırlar. Bölgede görev yapan vatansever idareci ve güvenlik yetkililerinin ve asla Pkk’ ya sempati duymamış vatandaşlarımız sallanan paçavralarla zafer kazanmış edasıyla dolaşan üç beş soysuz karşısında suskun ve şaşkın durumdadırlar.

Dört ülkeden toplanan bölücü Kürtler ülkemizde konferanslar düzenlemekte ve açıkça, kendi yönetimlerine kavuşuncaya kadar bu sorunun bitmeyeceğini ifade etmektedirler.
Satılık kalemler Türkiye’nin bölgedeki her dört ülkedeki Kürtlere ağabeylik yapmasından dem vurmakta, federasyonla Türkiye’nin büyümesi masalları anlatılmaktadır. Bütün bunlarla altyapı oluşturmaya çalışılırken, bir taraftan da Türkiye, AB yerel yönetimler şartını imzalamaya ve herkesin kendi kaderini kendisinin tayin edeceğini kabul etmeye hazırlanmaktadır.

Bir federasyon olursa bunun parçalarından birinin ayrılması için mevzuat gerekmese de, bir bakıma kopacak parçayla Kürdistan’ın kurulmasının alt yapısı da hazırlanmaktadır.

Tamamının beklentisi, ikinci, üçüncü ve son aşamaya kadar bizim vereceğimiz tavizlere kilitlenmiş durumdadır.

Kısaca öyle bir yola girildi ki, sonuna kadar bu anlayışla gidilmesi halinde de bu süreçten vazgeçilip tersine bir yol izlenmesi halinde de ülkemizi iyi günler beklememektedir.

Çözüm bu ülkede yaşayan Türk, Kürt ve herkesin sağduyusuna emanettir.

Ve hiç bir zaman birbirine düşman olmamış insanlarımızın, oynanan bu kirli oyunu görmesi ve kendine gelmesiyle ancak mümkün olacaktır.

Bu durumda en büyük sorumluluk herkese ve özellikle doğu ve güneydoğuda yaşayan insanlarımıza düşmektedir.

SAYGILARIMLA.
***

Değerli okurlar,

Noktasıyla virgülüyle Sayın Erkal’ın bizimle paylaştığı satırları işte böyle…

Bu satırlarla yazıyı sonlandırırken; Yaklaşmakta olan Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik eder, sevdiklerinize, Türk Milletine ve İslam âlemine hayırlar getirmesini Cenabı Mevla’mdan dilerim…

Yeni bir yazımızda buluşmak üzere esen kalınız.

Yorum ekle